Acılarımız Bir Ceza mı, Yoksa Bir "Naz" Makamı mı?

İmtihanlar bir ceza mı yoksa ilahi bir lütuf mu? Hz. Mevlânâ’nın hikmetleriyle musibetlere, teslîmiyete ve acıdan doğan ümide dair derin bir tefekkür.

Dünya denilen bu muazzam misafirhaneyi, sadece “mekanik bir imtihan sahası”, kuru bir “sebep-sonuç düzlemi” olarak görmek, varlığın rûhuna dokunamamış bir bakışın mahsulüdür. Eğer hayatı sadece bir “sistem” tarifiyle geçiştirirsek, göğüs kafesimizin içindeki o cevheri, yani “gönlü” yok saymış oluruz. Oysa insan, sadece akıldan ibaret değildir; o, hikmetle yoğrulmuş, muhabbetle mayalanmış ve hasretle pişmeye namzet bir varlıktır.

ACIYI "NAZ" MAKAMINA YÜKSELTEN BAĞ

Allah ve Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile kurulan o kopmaz bağ, hayatın bütün flu boşluklarını ilâhî bir renk ile doldurmaya başladığında, imtihan dediğimiz o ağır yük, acısına rağmen birer lûtuf bohçasına dönüşür.

Çünkü bütün dert ve kederler, sadece bir gün gidilecek olan Cennet’in hatırına değil, o Cennet’in asıl sahibine duyulan derin bir güvenle katlanılabilir hâle gelir. Bu, bir kulun Rabbiyle kurduğu en mahrem, en samimî ve en sarsılmaz irtibattır. Hazret-i Mevlânâ, bu bağın güzelliğini ne zarif ifade eder:

“Derdimi seviyorum. Çünkü biliyorum ki derdimi veren de beni seviyor. Seven sevdiğinin nazını ölçüyor, sevilen çekmesin de neylesin?”

Bu bakış açısı, acıyı bir cezâ olmaktan çıkarıp bir “naz” makamına yükseltir. Kul, başına gelen musibeti, Sevgili’nin kendisini hatırlaması, onu kendine çağırması olarak gördüğünde, rûhundaki o hırçın fırtına durulur.

KÜL OLANI GÜL EYLEYEN İMTİHAN: ACIDAN TESLİMİYETE YOLCULUK

Teslîmiyet; pasif bir bekleyiş değil, her şeye kâdir olanın kudretine sığınarak yeniden doğmayı beklemektir. Hayat bazen bizi öyle bir ateşe atar ki her şeyimizin yanıp kül olduğunu sanırız. Ancak ilâhî kanunda “yanmak”, bitmek değil; yeniden ve daha saf bir şekilde başlamaktır. Mevlâna Hazretleri bu hakikati rûhumuza bir merhem gibi sürer:

“Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla.”

Bu, umudun en yüksek kürsüsüdür. Hayatın karşımıza çıkardığı her zorluk, aslında rûhun terbiyesi için açılmış şefkatli bir parantez ve Rabbimizin kuluyla kurduğu en derin diyalogdur. Bizler imtihanı sadece bir ağırlık, omuzlarımızı çökerten bir yorgunluk sanırken; O, bu sarsıntıların içine rûhumuzu diriltecek lûtuf çiçekleri saklar.

Unutmamak gerekir ki, O’nun terbiyesi kırmak için değil, hamlığı gidermek ve kulunu daha zarif bir kıvama ulaştırmak içindir. Tıpkı bir bahçıvanın ağacı budarken ona zarar vermeyi değil, daha gür çiçek açmasını murâd etmesi gibi, ilâhî imtihanlar da üzerimizdeki fazlalıkları ayıklayarak asıl cevherimizi ortaya çıkarır. En daraldığımız anlarda kalbe dokunan o gizli inşirâh, Rabbimizin bizi ne kadar büyük bir ihtimamla sevdiğinin ve imtihanın şiddetinden çok daha büyük bir merhametle bizi kuşattığının en latîf nişânesidir.

YANGININ ORTASINDA EDEP: SÜKÛT VE GİZLİ LÜTUFLAR

İmtihan için gönderildiğimiz bu yurdun, bizi acı ve kederle karşılaştıracağı âşikârdı. Lâkin biz, dâimî bir emniyet ve mutluluk vehmine kapıldık. Oysa Rabbü’l-Âlemin, bu hakikati Bakara Sûresi’nde bize bizzat beyân etmişti:

“Biz sizi mutlaka biraz korku ve biraz açlık ile yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıklarla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! Onlar öyle kimselerdir ki, başlarına musîbet geldiğinde, «Biz Allâh’a âidiz ve (vakti geldiğinde) elbette O’na döneceğiz.» derler. İşte Rableri tarafından bol mağfiret ve rahmete mazhar olanlar onlardır. Hidâyete erenler de ancak onlardır.” (el-Bakara, 155-157)

Sabırla karşılanan her sızının, rûhu Cenâb-ı Hak katında daha latîf ve sevimli kılacağını muştulamıştı Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

 “Bir müslümana herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hattâ kendisine bir diken bile batarsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefâret yapar.” (Buhârî, Merdâ, 1; Müslim, Birr, 52)

Kul, imtihanın ağırlığı altında ezilirken nefsinin ve şeytanın onu düşürdüğü en büyük tuzak, kalbi kötü zan ile bulandırıp Rabbimizin sonsuz rahmetinden şüphe ettirmektir. Oysa O, kulu için her zaman hayrı murâd eder. Yaşadığımız sarsıntıları birer tokat değil de birer îkaz ve davet olarak gördüğümüzde, sû-i zannın yerini, derin bir teslîmiyet ve hüsn-i zan alır.

Rabbimizi incitmemek; O’nun bize olan sevgisini sorgulamadan, “Eğer O verdiyse mutlaka içinde bir lûtuf vardır!” diyerek o gizli rahmeti aramaktan geçer. Zira insan, hikmetini bilmediği bir keder yüzünden O’na küstüğünde, aslında en büyük şifâsından mahrum kalır. Gerçek edep, yangının ortasında bile O’nun merhametinden emîn bir kalple sükût edebilmektir.

Acının en derininde sükût edebilmek... İşte ikramlar ve lûtuflar tam da bu sessiz teslîmiyetten sonra başlar. Mesnevî’de buyrulduğu üzere:

“Allah, senden ne alırsa ona karşılık sana bağışta bulunur… Bağını mı yaktı! Sana bağ dolusu üzüm bağışlar; dert içinde neşe verir.”

SON ÇAĞRI: SELÎM BİR KALP VE RÂZI OLUNMUŞ BİR RUH İLE

“Ey hakîkat yolcusu! Dünya hayatı, bir nefeslik mola yerinden ibarettir. O büyük gün gelip çatmadan, yer-gök sarsılıp kıyamet kopmadan evvel, hakîkat padişahı olan Cenâb-ı Hak ile dostluk kurmaya bak! Öyle bir dostluk ki o felâket gününde senin elinden tutsun. Zira o dehşetli günde, O’nun izni ve inâyeti olmadan senin elinden tutacak, kalbine ferahlık verecek kimse yoktur.

O gün insan; kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve evlâtlarından kaçacaktır. Herkesin kendi derdine düştüğü, bağların koptuğu o an gelmeden evvel, Hak ile dostluğu iyi anla! Bu dostluk, varlığın yegâne tesellîsi, imtihanın tek ilacı ve ebedî saadetimizin tek anahtarıdır.” (Hazret-i Mevlânâ -k.s.-)

Şimdi dur ve kalbine bak:

Üzerindeki tozları silkeleyen bu imtihanlar seni O’na mı yaklaştırıyor, yoksa O’ndan mı uzaklaştırıyor? Eğer her acıda O’nun bir “dokunuşunu” hissedebiliyorsan, bil ki sen zaten o bağın içindesin. Ve o bağ, seni hem dünyada hem de ukbâda aslâ yalnız bırakmayacaktır.

Dilinin kolayca döndüğü, ancak kalbin çetin bir cenk meydanına dönüştüğü bu hayatta; Rabbim hepimizi rızâsıyla yoğrulmuş duygular, hikmetle nurlanmış fikirler ve sâlih amellerle bezesin. Bizleri, huzuruna ancak selîm bir kalp ve râzı olunmuş bir ruh kıvamıyla çıkanlardan eylesin. Âmîn.

Kaynak: Ayşe Gündüz, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485

İslam ve İhsan

ALLAH MERHAMETLİYSE NEDEN DÜNYADA ACI VE MUSİBETLER VAR?

Allah Merhametliyse Neden Dünyada Acı ve Musibetler Var?

ALLAH BİZİ NEDEN İMTİHAN EDİYOR?

Allah Bizi Neden İmtihan Ediyor?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle