Abdullah İbn-i Ömer’in Gördüğü Rüyanın Hikmeti

Abdullah İbn-i Ömer'in (r.a) gördüğü rüyayı Efendimiz (s.a.v) nasıl yorumluyor? Abdullah İbn-i Ömer'in (r.a) gördüğü rüyanın hikmeti...

Abdullah İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatır:

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sağlığında rüya görenler, O’na anlatırlardı, ben de bir rüya görmeyi ve O’nu Peygamber Efendimiz’e anlatmayı çok istiyordum.

O zaman bekâr bir kimseydim ve mescidde uyurdum. Bir defasında rüyamda iki melek beni cehenneme götürdüler. Baktım ki, o kuyu duvarı gibi örülmüş olup kuyununki gibi iki boynuzu vardı. Bir de ne göreyim, orada kendilerini tanıdığım insanlar var. Ben;

“–Cehennemden Allâh’a sığınırım! Cehennemden Allâh’a sığınırım!” diye haykırdım. O esnada yanımdaki iki meleğe bir melek daha katıldı ve bana şöyle dedi:

“–Sen korkutulmayacaksın!”

Ben bu rüyayı ablam Hafsa’ya anlattım, o da Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e anlattı. Rüyayı dinleyen Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Abdullah ne güzel, ne iyi bir adamdır! Bir de geceleyin namaz kılmış olsaydı!”

Abdullah İbn-i Ömer’in oğlu Sâlim der ki:

“O günden sonra babam Abdullah gecenin ancak az bir kısmında uyurdu.” (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 19)

Sahâbe-i kiram; sadece namaz ve zikrullah gibi ibâdetlerde değil, hayatlarının her safhasında Efendimiz’in mübârek sünnetini ve yüce ahlâkını, karda yürüyen bir kimsenin ayak izlerini takip edercesine bir hassâsiyetle takip ediyorlardı.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2023 Ay: Kasım, Sayı: 225

İslam ve İhsan

ABDULLAH İBNİ ÖMER (R.A.) KİMDİR

Abdullah İbni Ömer (r.a.) Kimdir

GECE NAMAZININ FAZİLETİ

Gece Namazının Fazileti

GECE NAMAZI İLE İLGİLİ HADİSLER

Gece Namazı ile İlgili Hadisler

GECE NAMAZI NEDEN UZUN KILINIR?

Gece Namazı Neden Uzun Kılınır?

PEYGAMBERİMİZİN GECE NAMAZI TAVSİYESİ

Peygamberimizin Gece Namazı Tavsiyesi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.