600 Yıllık Kurra Hafız Geleneği

Anadolu'da 1395'de başlayan ve Kuran-ı Kerim'in tamamını ezberleyen, ondaki kıraatlara tam anlamıyla vakıf olan "kurra" yetiştirme geleneği, aşere takrib kurslarıyla devam ediyor.

Anadolu'da 1395'de başlayan ve Kuran-ı Kerim'in tamamını ezberleyen, ondaki kıraatlara vakıf olan "kurra" yetiştirme geleneği, aşere takrib kurslarıyla devam ediyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nca İzmir Müftülüğü bünyesinde ilk kez, Konak ilçesindeki Salepçioğlu Camisi'nde aşere takrib kursu açıldı.

İzmir Müftüsü Ramazan Muslu, aşere ve takribin, Hazreti Peygamberden Kuran'ın okunuşunu alan 10 kıraat imamının ravileriyle birlikte öğretilmesi olduğunu belirtti.

Kursta "Kur'an Meali" dersi veren Muslu, kurra eğitiminin 1395'te Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı'ya davet edilen İmam Cezeri'nin Bursa'daki eğitimiyle başladığını dile getirdi.

Aşere takribin, Kuran tilavetinde en üst seviyede okuyuş tarzlarını ihtiva etmesi bakımından kültürel ve gelenekler açısından çok önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Muslu, "Uzun süredir İstanbul ve değişik illerde uygulanan bu tedris, bu usul ilk defa İzmir'de resmi olarak başladı. İl Müftülüğündeki kurs, 3 yıllık süreyi içeriyor. 11 kursiyerimizin katıldığı kurs, 4'ü aşere, 6'sı takrib olmak üzere 10 eğitim döneminden oluşuyor" diye konuştu.

SEVİNEREK OKUMAYA GELİYORUZ

Kursa katılan Bornova Merkez Camii Müezzini Hasan Küçük, kursun ihtisas seviyesinde olduğunu belirterek, bu nedenle yoğun talep gördüğünü söyledi.

"Sizin en hayırlınız Kuran'ı öğrenen ve öğretendir" hadisini hatırlatan Küçük, "Hem mesleğimiz yönüyle, hem de bir imam hatip olarak Kuran-ı Kerim'i en iyi bilenlerden birisi olmamız gerekiyor. Bu eğitim de bize Kuran'ı en güzel biçimde tanıma, okuma, anlatma açısından önemli. Sevinç ve gururla geliyoruz" ifadelerini kullandı.

Şubat ayında başlayan kursta, haftada 30 saat eğitim verilecek.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.