55 Milyon Işık Yılı Uzakta ve Işığı Bile Yutuyor

Uzay'ın, galaksilerin insanı derin tefekküre sevk eden örnek bir hadisesi...

İki kişinin eline bir çarşaf alıp iyice gerdirdiğini ve üçüncü bir kişinin de bir gülleyi alıp bu gerilmiş çarşafa bıraktığını düşünelim. Gülle, kütlesi oranında gerilmiş çarşafı içe doğru bükecektir. Gezegenler ve yıldızlar da uzayı bu şekilde büküyor. Karadeliklerin birim hacimdeki kütleleri o kadar fazladır ki uzayı inanılmaz şekilde bükecek ve uzay dipsiz bir kuyu gibi içeriye doğru kıvrılacak bir yoğunluğa sahiptir. Kara deliklerin yerçekimi oldukça yüksek olduğundan olay ufku denen (daha basit ifadeyle bu dipsiz kuyunun girişinin çevresi) bölgesinden hiçbir cisim kurtulamaz, hatta öyle ki evrenimizde kendisinden daha hızlı bir şeyin olmadığı kabul edilen ışık bile (ışık hızı saniyede 300.000 kilometredir) bu çekimin etkisinden kurtulamaz ve yutulur. Bu yüzden karadelikler ışığı yansıtmazlar ve gözlemlenmeleri oldukça zordur.

55 MİLYON IŞIK YILI UZAKTA VE IŞIĞI BİLE YUTUYOR

2019 yılında gökbilimciler Event Horizon Telescope’u (EHT) kullanarak ilk kez bir kara deliğin görüntüsünü yakaladılar.  Kara deliğin olay ufkunda çekilen maddenin ısınıp ışımasıyla bu görüntü yakalanabilmiş. Süper kütleli kara delik, yaklaşık 55 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan M87 adlı bir galaksinin kalbinde yer alıyor. Kara deliğinin kütlesinin Güneşinkinin 6.5 milyar katı olduğu tahmin ediliyor. Olay ufku, güneş sistemimizin çoğunu gezegenlerin çok ötesine kadar kapsayabilir.* Bunun anlamı bu karadelik bir defada güneşi ve sistemimizdeki diğer gezenleri yutabilir.

Eğer bir gün olurda şehir ışıklarının gökyüzünü kirletmediği sakin bir yayla evinde gece yarısı gökyüzünü islerseniz, bize müthiş bir sessizlik gibi gelen uzayın derinliklerinde ne tür fırtınaların koptuğunu bir kez daha düşünebilirsiniz.

* What are Black Holes?, https://www.nasa.gov/vision/universe/starsgalaxies/black_hole_description.html, Erişim:07.12.2020

Naaşları Gübre Yapacaklar

Hollanda Ulusal Sağlık Konseyi, öldükten sonra insan vücudunun alkali hidroliz yoluyla eritilip çözünmesini içeren yeni bir yöntemin ülkede yasallaştırılabileceği konusunda bazı tavsiyelerde bulundu. Ayrıca konsey bu yöntemin ateşle yakılmaya nazaran daha güvenilir ve sürdürülebilir olduğunu belirtiyor. Yine Hollanda İçişleri Bakanı Kasja Ollongren de cenazelerin alkali hidroliz yoluyla eritilmesini öngören yönteme izin vereceklerini açıkladı.

Alkali hidroliz yönteminde, ölmüş kişinin bedeni, çelik bir kaba yerleştirilir. Su ve potasyum hidroksit kullanılarak beden yüksek sıcaklık (yaklaşık 160-170 oC) ve yüksek basınca tâbi tutulur. Sonrasında ise (yaklaşık 4 ile 6 saat içinde) insan bedeni organ ve dokularının çözünüp eridiği bir yığın haline gelir. Hollanda’da yapılan açıklamalara göre işlem sonrası insan bedeninden arta kalanların organik gübre ya da biyogaz yapımında değerlendirilebileceği ifade ediliyor. Bu yöntem hâlihazırda ABD’nin bazı eyaletlerinde ve bazı ülkelerde kullanılıyor.

İslam ilim tarihine bakıldığında tıbba oldukça önem verildiği görülür. Tıp deyince aklımıza ilk gelen konulardan biri de anatomidir. Ancak anatomi tıp ile direkt ilgili bir alan olmasına karşın İslam ilim tarihinde fazla bir gelişme göstermediği söylenebilir. Bunun nedeni insanın eşref-i mahlûk olarak kabul edilmesiydi. İnsana hürmet gereği ölmüş bir insan bedeni inceleme maksadıyla teşrih edilemiyor, yani açılıp organları incelenmiyordu. Hatta Tıp tarihçilerine göre Avrupa’da Rönesans’a kadar etkileri devam eden tıp ilminde meşhur olmuş Hipokrat ve Galen gibi bilim adamları bile muhtemelen benzer saiklerle insan bedeni üzerinde teşrih yapmamışlardır.* Günümüzde ise, insan bedeninin öldükten sonra kimyasal yollarla eritilip gübre olarak kullanılması tasarlanıyor. Bu durum, çağdaş düzenin insanı nasıl gördüğüne ilişkin bir fikir verebilir.

  • Ahmed CEBBAR, İslam Bilim Tarihi, İslam Coğrafyasının Bilim Mirası Üzerine Konuşmalar. Söyleşi: Jean Rosmorduc. Küre Yayınları, 2. Baskı sh. 220-221

Kaynak: Ramazan Maden, Altınoluk Dergisi, 2021-Ocak, Sayı:419

AKLIN İBADETİ "TEFEKKÜR"

Aklın İbadeti "Tefekkür"

TEFEKKÜR NEDİR? NASIL TEFEKKÜR EDİLİR?

Tefekkür Nedir? Nasıl Tefekkür Edilir?

TEFEKKÜRÜN ANLAMI, ÖNEMİ VE FAZİLETİ

Tefekkürün Anlamı, Önemi ve Fazileti

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.