Ahmet Davudoğlu Kimdir?

Ahmet Davudoğlu, fıkıh ve hadis alimi. Son devirde yetişen din adamlarındandır. 1967 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Konya’da açılan İl Müftüleri Semineri'nde laikliğe aykırı konuştu iddiası ile hakkında açılan dava neticesinde 1 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

Fakir bir çiftçi ailesinin çocuğudur. Babası Hasan Efendi'dir. 1912 yılında Bulgaristan’ın Şumnu vilayetine bağlı Kalaycı köyünde doğmuştur. 1983 yılında İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

ŞUMNU'DAN EZHER'E EĞİTİM YOLU

İlk tahsilini doğduğu yerde, orta tahsilini köyüne yakın Ekizce köyünde bitirmiştir. Babası dini ilimlere ve alimlere son derece bağlı olduğundan onu orta tahsilinden sonra Şumnu’daki Nüvvab Mektebi'ne göndermiştir. Nüvvab Mektebinin 4 yıllık orta, 5 yıllık lise, 3 yıllık yüksek kısmını bitirmiştir. 1936 yılında iki arkadaşı ile birlikte ihtisas için Mısır’a gitmiştir. Orada 5 yıl kadar kalıp Ezher Üniversitesi'nin İslam Hukuku bölümünü bitirmiştir.

1942 yılında Bulgaristan’a dönüp, Nüvvab Mektebinin lise ve yüksek kısımlarına öğretim üyesi olarak tayin edilmiştir. 1944 yılında Bulgaristan Ruslar tarafından işgal edilip, hükumet idaresi komünistlerin eline geçmesinden sonra, mektep müdürü istifa etmiş, yerine Ahmed Davudoğlu tayin edilmiştir.

AĞIR İŞKENCELERE MARUZ BIRAKILDI

2 yıl grevci talebelerle uğraşarak vazifesini sürdüren Davudoğlu, komünist kumandanı tarafından gizlice Türkiye casusluğu iftirası ile tutuklanmıştır. Casus şebekesi kurmak ve işletmekle itham edilen Davudoğlu, yargılanmak üzere Sofya’daki Divan-ı Harbe gönderilmiştir. Ağır ve işkenceli şartlar altında 17 gün sorguya çekildikten sonra Sofya idaresine teslim edilmiştir. İşkence ve yeni soruşturmalardan sonra, diğer tutuklularla birlikte Rosista Vadisindeki toplama kampına gönderilmiştir. Bu kampta 4-5 ay kadar köleler gibi çalıştırılan Davudoğlu, hastalığı sebebiyle tahliye edilmiş ve Şumnu’daki Nüvvab Mektebi Müdürlüğü vazifesine iade edilmiştir. Bir vesile ile müdürlükten istifa ederek, bir kaç sene öğretmenlik yapmıştır.

TÜRKİYE'YE GÖÇ ETTİ

Şumnu idaresinin baskısı ve güç şartlar altında vazifesini sürdüren Davudoğlu, Türk konsolosluğuna müracaat ederek iltica isteğinde bulunmuştur. Aylarca uğraşıp bekledikten sonra 1949 yılının sonunda 4 kişilik aile fertleriyle birlikte Türkiye’ye göç etmesine izin verilmiştir.

TÜRKİYE'DEKİ GÖREVLERİ

İstanbul Yedikule’deki Küçükefendi Camiine imam ve hatip tayin edilmiştir. Daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığında gezici vaiz olarak vazife almıştır. Bu vazifede 8 ay kaldıktan sonra Bursa Orhangazi Müftülüğüne tayin edilmiştir. 3 yıl sonra kendi isteği üzerine İstanbul Fatih Camii Kütüphanesi memurluğuna, bir müddet sonra da kütüphane baş memurluğuna getirilmiştir. Fatih Kütüphanesi Süleymaniye Kütüphanesine ilhak edilince, Davudoğlu oranın memuru olmuştur. Aynı zamanda İstanbul İmam-Hatip okulunda ders okutmuştur. 1959 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünün açılması üzerine bu okula öğretim üyesi ve müdür yardımcısı olarak tayin edilmiştir. 10 yıl müddetle Arap Dil ve Edebiyatı öğretmenliği yapmıştır. Bir kaç sene müdür başyardımcılığı ve müdür olarak vazife yapmış, emekli olmuştur.

MEZHEPSİZLİK FİTNESİNE KARŞI MÜCADELESİ

Zamanımızın ilim adamlarından olan Ahmed Davudoğlu, Bulgarca ve Arapça bilmektedir. İslamiyeti içeriden yıkmaya yönelik, dinde reformculuk ve mezhepsizlik fitnesine karşı durmuştur. Bu fikirleri ortaya atan Cemaleddin-i Efgani, Muhammed Abduh ve onların yolunda giden günümüz mezhepsizlerine ilmi cevaplar vermiştir. Böyle kimselerin yeterli dini tahsil görmediklerini, etrafın propagandalarına aldandıklarını yazılarında belirtmiştir.

ESERLERİ

Üstat Ahmed Davudoğlu Hoca hayatı boyunca Müslümanlara yol gösterecek, Türkiye için çok önemli eserlere imza atmıştır. İslâm alemine kazandırdığı eserler üst üste konulduğunda kendi boyunu aşmıştır. 36 cildi aşkın eseri yazmış, şerh ya da tercüme etmiştir.

Bu sırada Üstadın yazmadığı halde kendi adına yazılmış gibi yayınlanan eserler de olmuştur. Bu konuda hukuki girişimler devam etmektedir. Üstadın aşağıda yazılı eserler haricinde kitabı yoktur.

  • Buluğu’l-Meram (Selamet Yolları) Tercümesi 
  • Sahih-i Müslüm Tercüme ve şerhi
  • Mevkûfât Tercümesi 
  • Reddü’l-Muhtar (İbn-i Âbidîn) Tercümesi
  • Ölüm Daha Güzeldi (Hatırâtı)
  • Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri
  • Kur’an-ı Kerîm Meâli

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.