Prof. Dr. Ahmet Coşkun Ağabey’in Ardından
Prof. Dr. Ahmet Coşkun’un 62 yıllık dostlukla örülü hizmet ömrü, ilmi cihadı ve 1964’ten bugüne uzanan hatıra defterindeki eşsiz nasihatleri.
Kayseri İmam Hatip Okulu altıncı sınıf öğrencisiyken bazı arkadaşların ağırlıklı olarak bana yönelik düşünce ve değerlendirmelerini mezuniyet sonrasında da yanımda bulundurmak üzere kilitli özel bir defter edinmiştim. Burada yazılarının bulunmasını istediğim arkadaşların her birine bir yaprak tahsis etmiş, vesikalık bir resimleri eşliğinde sürekli adreslerini ve görüşlerini yazmalarını istemiştim.
İMAM-HATİP YILLARINDAN BİR DOSTLUK SERÜVENİ: AHMET AĞABEY
Yaklaşık kırk ismin yazısının bulunduğu, anahtarı kaybolmuş ve sayfaların rengi yer yer solmuş defterde üçüncü yazı, 2 Mart 2026 tarihinde dâr-ı bekâya irtihal eden Ahmet Coşkun ağabeyin imzasını taşımaktadır. (Yetişmişliği ve bizden bir sınıf yukarıda olması dolayısıyla imam-hatipli edebi uyarınca, tanıştığımız günden sonra ben kendisine hep Ahmet Ağabey diye hitabetmişimdir.)
Erciyes üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı öğretim üyeliğinden emekli Prof. Dr. Ahmet Coşkun ağabeyin vefat haberi üzerine 1960’ta başlayan arkadaşlık ve dostluğumuzun serüvenini, büyük takdir ve derin teessür duygularıyla -kısmen de olsa- hatırlamaya çalıştım.
Onun 62 yıl önce 22 yaşında bir İmam Hatip Okulu son sınıf öğrencisi iken 21. 10. 1964 tarihinde defterime yazdığı satırları, büyük bir beğeni ve hayretle yeniden okudum.
Bana önder ve uzman bir rehberin kaleminden çıkmış izlenimini veren bu satırlar, daha o yaşlardaki olgunluğunun göstergesi olarak kabul edilecek değerdedir.
O yıllara gittim. Ahmet ağabeyin rakipsiz önderliğinde geçirdiğimiz günleri, sohbetleri ve büyük çoğunluğu rahmetli olmuş hoca ve arkadaşları hatırladım. Önce hüzünlendim sonra da ortaya koymaya çalıştığımız hasbi gayretleri düşünüp şükrettim.
BİR "HAYÂLET" GİBİ GEÇEN YILLAR: 1964 TARİHLİ İLK ÖNSÖZ
Ben, 17. 8. 1964 tarihli önsözümde isteğimi özetle şöyle dile getirmiştim:
“Hayat bu… Çok zikzaklı kısacık bir yol… Uzunca bir cümle… Zikzakların yolcusu noktayı satır zannediyor… Bir hayâlet gibi…
İnsan bu… Unutmak, ayrılmak belki hiç arzu etmediği şey… Bunun için değil midir ki, geçen günleri, eski dostları arkasından sürüklemek istiyor… Bir hayâlet gibi…
Hâtıra bu… Mâzideki izlenimler, âtideki sızlanımlar… Bir hayâlet gibi… Ve hayâletler temâşası tıpkı bir hayâlet gibi…
Arzum şu… Ey ressâm, dikkat et, yalvarırım sana… Çizeceğin portrem, benden başka olmasın… Bir hayâlet gibi…
Ey şu sahifelerin yazarları! Ne olursunuz; sizi sizden gayri yazmadığınız gibi beni de benden başka göstermeyin… Tıpkı bir hayâlet gibi…
Merhum Ahmet Coşkun ağabey de defterime şunları yazmış.
Ahmet Coşkun, Tutmaç Köyü, Oltu, Erzurum
Muhterem kardeşim H. İsmail,
Önsözünüzden aldığım selâhiyetle nâçizâne, portrenizi çizmeye çalışacağım:
1. Ciddi ve samimiyetine güvenilir bir insansınız. Haksızlığa karşı asla tahammülünüz yoktur. Ancak sizdeki bu haslet, sizi bazan başkalarına yanlış tanıtıyor.
Nasihatim: Her sözünüz doğru olsun, fakat her doğru sözü söylemeyiniz. İnanç ve ideallerinizden bir şey kaybetmemek şartıyle başkalarının arzularına uymak zorunda bulunabileceğimiz halleri de hesaba katarak hareket ediniz.
2. Küçük sınıflarda iken, bilhassa üçüncü sınıfta çok enerjik, atılgan, ateşin bir vaziyetiniz vardı. Şu seneler, enerjinizi ve ilmi çalışmalarınızı muhafaza etmekle beraber biraz içinize dönük gibi görünüyorsunuz bana. Bu halinize razı değiliz. Cenâb-ı Hakkın ihsan ettiği o yazma kabiliyetinizi, gizler veya öldürürseniz, bu cinâyeti afv ettiremiyeceksiniz.
Önsözünüzdeki “hayâlet” nakaratlarınızı münâsip bulmadım. Sofistler gibi, bazı gerçekleri bile hayal sanmak istiyorsunuz. İfadelerinizin de çoğu pek şâirâne. Maamâfih “dîbâcelerde” bu türlü üsluplar hoş görülebilir. Yazılarınızı kendiniz için değil, okuyucularınız için yazın.
Vazifemiz, dini tebliğatta Allah’ın rızasına uygun hareket etmektir. İhlas ile çalışalım. Fakat semere alamadığımız zaman üzülmeyelim. Ümitsizliğe düşmeyelim. Yoksa Allah’ın işine karışmış oluruz.
Şu âyet bizim için her zaman bir ümit kaynağı olsun:
لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آتَاكُمْ [el-Hadid (57), 23]
İltifatınız için teşekkür ederim. 21.10. 1964 Kayseri (imza)
DİNİ HİTABET’E ÖRNEK OLAN BİR İLK TEBLİĞ: "YİTİĞİMİ BULMUŞ OLDUM"
Merhum aynı yıl son sınıfta öğrenci iken Kayseri’de bir kültür merkezinde halka açık “Kur’ân-ı Kerim’in Uslûbu ve Muhteviyâtı” konulu, oldukca doyurucu ve müdellel bir konferans vermişti. Konferans metnini ben daktilo ettiğim için bir nüshasını almıştım. Yıllar sonra 1970’li yılların ortalarında yazdığım Dini Hitabet kitabına konferans örneği olarak bu metni -İmam Hatip Öğrencilerini teşvik olsun diye- koymuştum. Karşılaştığımızda “Azizim, ben o metni kaybetmiştim. Yitiğimi bulmuş oldum. Çok sevindim. Ne iyi etmişsin. Onu geliştireceğim inşallah” demişti. Kaderinde Tefsir Profesörlüğü varmış. Kendisini ömrü boyunca Kur’ân-ı Kerim merkezli bilimsel araştırmalar ve tebliğ çalışmaları içinde izledik.
Yaz aylarında İstanbul’a gelir ilim, kültür ve san’at erbâbını ziyaret eder, cepleri o ziyaretlerde tuttuğu notları ihtiva eden kağıt parçacıklarıyla dolu olurdu. Sohbet esnasında o daha çok not almakla meşgul olur, çay içmeye pek fırsatı olmazdı. İslâm’ı, müslümanları, tebliği ve gençliğin iyi yetişmesini önceleyen ısrarlı bir gayretin içinde olmayı vazife bilir, bundan büyük bir zevk alırdı.
Son hastalık yıllarına kadar hep aynı bilimsel gayret, tebliğ ve irşat hizmetini sessiz sakin ama ısrarla sürdürdü. Erciyes Üniversitesi İlâhiyât Fakültesindeki hocalığının yanında halka dönük irşat ve tebliğ faaliyetlerinde hizmete adanmışlık örneği bir hayatı vardı. İlim ve hizmet çilesi ve nöbeti içinde büyük bir tevâzu ve mahviyetle geçen hayatı, onun örnek alınacak “fikrî dervişlik” ve “bilimsel cihad” niteliklerini oluşturmaktaydı.
Ahmet ağabeyin bu dünyadaki fiili hizmet nöbeti 2 Mart 2026’da bitmiş oldu. Geriye örnek yaşayışı ve çoğunun basım masraflarını üstlendiği yirmiye yakın kitabı kaldı. İnnâ lillah ve inna ileyhi râciun. Yüce Rabbim, kendisine gani gani rahmet eylesin. Yakınlarına ve sevenlerine sabırlar versin.
AHMED COŞKUN AĞABEY (1942 - 2 Mart 2026)
Vefat haberi üzerine kendisine yönelik olarak gönlüme düşenleri, dua ve rahmete vesile olması dilek ve temennisiyle takdim ediyorum:
İkmâl-i nüsah[1] ile
Gelmiş İmam Hatib’e
Müeddeb haliyle o
Örnekti talebeye
***
Bilgi, vakar, sekinet
Sürekli tebliğ, hizmet
Gayretiyle tanındı
Oltulu Hafız Ahmet
***
Üstaddı talebeye
Ders verir isteyene
Ayırmazdı kimseyi
Hoca yahut talebe
***
Etüd saatlerinde
Ceryanlar kesilince
Mescidde nazik bir ses
Ahmed ağbey kürsüde
***
Işığa ihtiyaç yok
Dağarcıkta bilgi çok
Talebe gibi olur
Âyetlerle mescid tok
***
Kayseri’de kürsüler
Mektepler ve camiler
Bir ömür devam eden
Hizmetine şâhitler
***
Sohbetler ve hatıralar
İktibaslar, hikâyeler
Emekle hazırlanmış
Kitaplar, risaleler
***
İnsanı önemseyen
Ümmeti önceleyen
İslâm kardeşliğini
Herşeye takdim eden
***
Hayatı iman ile
Kulluk çerçevesinde
Tevhid ve istikâmet
Temeli üzerinde
***
Yaşamaktı gâyesi
Ömür boyu azmetti
Bu uğurda cömertçe
Vakfeyledi kendini
***
Doğum yeriydi Oltu
“Mutlu” bir yuva kurdu
Kayseri oldu ona
Evlâd ü iyal yurdu
***
Meşgalesi ilimdi
Meselesi tebliğdi
Ticaret yoğun ilde
İşi gücü hizmetti
***
Pek naifti bedeni
Has mümin kişiliği
Diri tuttu onu hep
Gayret-i diniyyesi
***
Âlim ölünce bil ki
Âlem ölmüştür sanki
Vefâtında Kayseri
Hissetti bu gerçeği
***
Bilirsin Ahmet Abi
Bâki, âlemin Rabbi
Dilerim yurdun olur
Cennet, yazdığın gibi[2]
***
Güzel adın dâima
Anılacak yıllarca
Rahmet dilerim sana
Kutlu fatihalarla.
İsmail Lütfi ÇAKAN
7 Mart 2026, saat 24.00, İstanbul
Dipnotlar:
[1] Gerekli mesleki bilgi kaynaklarının tamamını okumuş olmak
[2] Kendisinin “Ebedi Yurdumuz Cennet” adlı kitabına atıftır (İstanbul, 2015)
Kaynak: İsmail Lütfi Çakan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482







YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!