Zahiri ve Batıni Farz ve Haramlara Dikkat Edin!

Mevlana Hazretleri'nin “Keçinin gölgesini kurban etme!” diye îkaz etmesinin sebebi nedir? Zahiri ve batıni farz ve haramlar nelerdir? Batıni amellerin önemi ve fazileti nedir?

Hazret-i Mevlânâ;

“Keçinin gölgesini kurban etme!” diye îkaz buyurur. Yani; «Sadece zâhirle yetinme!» demektir.

Kullukta zâhir de bâtın da mühimdir.

«Zâhiri gerçekleştiriyorum» diyerek, bâtını ihmal etmek kabul edilemez. Daha önemli olan; «Bâtını gerçekleştiriyorum.» iddiasıyla, zâhiri önemsiz görmeye kalkmak da bâtıldır.

Zâhirî farzlar nelerdir?

Namaz, oruç, zekât, hac, cihad, anne-babaya ihsan gibi ilâhî emirler zâhirî farzlardır. Bunları, kalp ve beden âhengi içinde ihlâsla edâ etmemiz en mühim vazifelerimiz cümlesindendir.

Ancak, farzları bundan ibaret görmemelidir. Bâtınî farzları edâ etmek de vazifemizdir:

Bâtınî farzlar nelerdir?

Merhamet, cömertlik, tevâzu, affedicilik, ayıpları örtmek, bütün söz ve davranışlarımızda doğruluk gibi ahlâkî vasıflar Rabbimiz’in bizden istediği hususlardır.

Bir mü’minin; beş vakit namazını kılmaya titizlik gösterdiği gibi, mütevâzı olmaya da hassâsiyet göstermesi îcâb eder. Çünkü her ikisi de üzerine farzdır.

Bir mü’min; Ramazan orucunu edâ etmekte gösterdiği ihtimâmı, sabırlı bir insan olmak husûsunda da sergilemelidir.

Haramlarda da aynı ikili tasnif mevcuttur:

Zâhirî haramlar nelerdir?

İçki, kumar, fâiz, hınzır eti, zinâ… Bunlar Rabbimiz’in bize haram kıldığı fiillerdir.

Bir müslüman bunları hayatından tamamen çıkarır. Bunlara yaklaşmamak için tedbirler alır. Meselâ aldığı gıdâların muhteviyâtını kontrol eder.

Ancak Rabbimiz’in bize yasakladığı hususlar, bu zâhirî haramlardan ibaret değildir. Bir de fark etmesi daha zor olan, bâtınî haramlar vardır.

Bâtınî haramlar nelerdir?

Kibir, cimrilik, bencillik, enâniyet, haset, kindarlık, gıybet, yalancılık, acımasızlık, katı kalplilik…

Bir mü’mine, hınzır eti yemek, ne kadar giran ve iğrenç geliyorsa, gıybet de o kadar giran ve iğrenç gelmelidir. Yani mü’min, ağzına iğrenç ve giran gelen bir şeyi almamaya hassâsiyet gösterdiği gibi kulağına gıybet girmemesine de özen göstermelidir.

Kezâ gösterdiği bu hassâsiyeti, hayatının her safhasına tevzî etmelidir.

Rahmet mevsimi olan üç aylarda zâhirî ibâdetlere ihtimam gözle görülür şekilde artıyor. Zâhirî haramlardan uzak durma hassâsiyeti de artıyor. Bu dikkati, bâtına da yayalım.

Zira Rabbimiz hepsini istiyor. Şerîatın zâhirini ve bâtını ikmâl etmeden Hak ile dostluk mümkün değil. Nitekim, gıybet edenin orucunda sevap kalmıyor. Boşuna aç kalmış oluyor.

Abdullah Dehlevî Hazretleri, talebesiyle birlikte gıybet edilen bir yerden geçerken hızlandı ve;

“‒Eyvah, orucumuz bozuldu.” dedi.

Talebesi;

“‒Efendim, siz gıybet etmediniz ki?” deyince şu cevabı verdi:

“‒Evet, biz gıybet etmedik, ama işittik. Gıybette, söyleyen de dinleyen de aynıdır. (Neticede oradaki gıybet bana in‘ikâs etti. Rûhâniyetime zarar verdi.)” buyurdu.

Gıybet, insana nefsâniyet bakımından hoş gelir. Lâkin gıybet eden kimse; karşısındaki küçümsemiş ve kendisini de o hatadan müstağnî görerek kibirlenmiş olur, bu da nefse haz verir. Ancak hem bu kibri, hem de kardeşini küçümsemesi, hem de bu gıybet hâli, onun perişanlığı ve hüsrânı olur. Bu sebeple Hazret-i Allah, gıybet hakkında «ölü eti» buyurmuştur.

Âyet-i kerîmede buyurulur:

وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا

(O kullar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş, lüzumsuz sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (el-Furkān, 72)

Zâhir ve bâtının beraberliğini şu hakikatlerden de anlıyoruz:

Münkerden ve fahşâdan korumayan bir namaz, hendesî / geometrik bir hareketler silsilesinden ibaret kalıyor.

Minnet ve eziyetten arındırılmamış infak, iptal oluyor.

Haram parayla gidilen hacda kişiye, mânen; «Lâ lebbeyk! / Sen makbul değilsin!» diye karşılık veriliyor.

Demek ki;

Zâhir ile bâtını birlikte ihyâ etmek zarûrî…

Amellerimiz O’nun kabulüne muhtaç. O’nun kabulü ise, amellerimizin zâhir ve bâtın âhengi içinde tertemiz olmasını gerektiriyor.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2021 Ay: Mart, Sayı: 193

ZAHİRİ VE BATINİ FARZLAR

Zahiri ve Batıni Farzlar

BATINİ VE ZAHİRİ NE DEMEK?

Batıni ve Zahiri Ne Demek?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.