Zaferin Manevi Şifresi: İlahi Yardımın Şartları

Kuşatılmış kalelerin ve mahzun gönüllerin tek sığınağı: İlahi yardımın Bedir'den Gazze'ye uzanan sarsılmaz yasaları ve zaferin manevi şartları.

Yüce Mevlâ Kur'an-ı Kerim'in pek çok ayetinde müminlere yardım edeceğini belirtmiş ve çok defa da bu yardımı gerçekleştirmiştir. Çünkü Allah'ın vaadi haktır. O asla vaadinden dönmez. Bu ilahî yardımın şartları ve tecellî şekilleri vardır.

ALLAH’IN YARDIMI NASIL TECELLİ EDER?

Mevlânın yardımına nâil olmanın ilk şartı, bu yardımın gerçek olduğuna gönülden inanmak, tedbir, sabır, azimle, tevekkül gibi şartlarını yerine getirdikten sonra yardımın mutlak surette tahakkukunu beklemektir. Şartlar ne kadar aleyhte gözükürse gözüksün ilahî yardım er geç mutlaka gerçekleşir. Zira bu bir vaad-i ilahîdir. “Mü'minlere yardım etmek bizim üzerimizde bir haktır.” (Rum 47)

“Zafer ancak daima güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.” (Âl-i İmran, 126) Onun yardımı olmadan asla zafer elde edilmez. “Eğer Allah size yardım ederse artık size hiç kimse gâlip gelemez. Yok, eğer siz yardımsız bırakılacak olursanız ondan sonra size yardım edecek olan kimdir? Mü'minler sadece Allah’a güvenip tevekkül etsinler.” (Âl-i İmrân, 160)

Zaferin Şartı: Birlik ve Hazırlık Şuuru

İlâhî yardıma nâil olmanın ikinci şartı, mü'minlerin kendi aralarında birlik ve bütünlüğü sağlamaları, yek vücut olarak hareket etmeleridir. “Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff, 4)

İlahi yardıma nail olmanın üçüncü şartı güçlü ve tedbirli olmaktır. “Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın.” (Enfal, 60) “Ey iman edenler! Tedbirinizi alın, bölük bölük savaşa çıkın. Gerektiğinde topyekûn savaşın.” (Nisa, 71)

TARİHTEN GÜNÜMÜZE İLAHİ TECELLİLER

Zafer için belirttiğimiz bu ve başka maddi şartlar yerine getirildikten sonra Allah’ın yardımına ne gerek var denmez. İşin manevi yönünü unutmamak gerekir. İlahi yardımı hak edenlere Mevla'nın başka yollarla yardım ettiğine dair pek çok örnekler vardı.

Uhud’un Sırrı: Korkuyu Gideren İlahi Sekine

Uhud Savaşı'nın bir safhasında gösterdikleri zaaf sebebiyle müminler bozguna uğramış, kendilerini müthiş bir korku sarmıştır. Bilahare Allah bu korkunun sonunda onlara yardım etti ve toparlanmalarını sağladı.

“Sonra o kederin arkasından Allah size bir güven indirdi ki, (bu güvenin yol açtığı) uyuklama hali bir kısmınızı kaplıyordu.” (Âl-i İmran, 154)

Uhud savaşında sayısı ve silahıyla düşman müminlerden kat kat fazlaydı. Fakat zafer de mağlubiyet de Allah’ın elinde olduğundan müminlerin üzerine bir emniyet duygusu indirildi. Bu yüzden bazı müminler uyumaya koyulmuştu. Ebu Talha diyor ki: “Uhud günü ben de üzerlerine uyku çökenlerden idim. Öyle ki kılıcım defalarca elimden düştü, aldım yine düştü, aldım yine düştü.”

Fahreddin Râzî bu olayı özetle şöyle yorumluyor:

Allah Teâlâ müminlere, kâfirlere karşı zafer vaadinde bu zaferin gerçekleşmesi için öncelikle bu korkunun müminlerden giderilmesi gerekiyordu. Bu âyet, Allah’a müminlere vaadinin gerçekleşmesinin delili mesabesindedir.

Uhud’da Rasûlullah’la birlikte iki grup vardı. Bir grup Hazreti Peygamber’in gerçek peygamber olduğuna kesin inanıyor, O’nun kendinden konuşmadığını biliyor, Allah’ın zafer vaadinin kesin olarak gerçekleşeceğine güveniyorlardı. Bu uyuklama hali korkunun izalesi için gerekliydi. Korkmamak zaferin şartıydı. Bedir’de de aynı olay vaki olmuştu. Rasulullah’la birlikte olan ikinci grup ise münafıklardı. Bunlar Allah’a karşı cahiliye zannı taşıyorlar, zafere inanıyorlar, savaşı anlamsız görüyorlardı.

Namazda uyuklama şeytandandır. Savaşta uyuklama ise zihnin dinlenmesi, korkunun giderilmesi için ilahi bir lütuftur. Bu anlamda Hazreti Peygamber’in açık bir mucizesidir. Bu mucizeye şahit olan müminlerin imanı güçlendi. Böylece moralleri arttı, güç ve gayretleri ziyadeleşti. Bu hal ilahî yardımın doğrudan tecellisidir.

Kâfirlerin gönüllerine korku salmak da müminlere doğrudan bir destektir. “Hani Rabbin meleklere ‘Muhakkak ben sizinle beraberim. Haydi iman edenlere destek olun. Ben kafirlerin kalbine korku salacağım.” (Enfal, 12)

Cesaret zaferin, korku hezimetin birinci sebebidir. “Ey Rabbimiz yüreğimizi sabırla doldur. Bize direnme gücü ver. Kafir kavme karşı bize yardım et!’ dediler. Sonra da Allah’ın izniyle onları yendiler.” (Bakara, 250-251)

 Allah’ın müminlere doğrudan yardım şekillerinden birisi de melekleri onlarla desteklemesidir. Bu durum hem Bedir’de hem de Uhud’da gerçekleşmiştir.

O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir? Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.” (Âl-i İmran 124-126)

Doğrudan ilâhî yardım yollarından biri de kâfirlere mü'minleri çok göstermesi, mü'minlere de kâfirlere az göstermesidir. Bu psikolojik açıdan çok önemlidir. Bedir’de bu durum gerçekleşmiştir. Bedir'de mü'minler sayıca az olduğu hâlde, Allah kâfirlere, mü'minlerin kendilerinin iki katı olarak göstermiştir. (Âl-i İmrân, 13)

Çanakkale’den Gazze’ye: İmanın Çeliğe Galebesi

Bu türlü doğrudan yardımlar sonraki dönemlerde de gerçekleşmiştir. Çanakkale Savaşı'nda maddi açıdan izah edilemeyecek pek çok hadiseden bahsedilmektedir. Bu türlü manevi yardımlar olmasa o takdirde duanın da bir anlamı olmaması gerekir. Halbuki dua müminin en güçlü silahıdır. Bir nevi Mevla'yı yardıma çağırmaktır. Maddi anlamda güçlü olmak tek başına zafer için yeterli değildir. Âkif merhum Çanakkale yiğitleri için ne güzel söylemiştir:

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te'sîs ilâhî o metîn istihkâm.

İstiklal Marşı'nda da bu durum şöyle belirtiliyor:

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

“Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Biz bu doğrudan ilahi yardımı son olarak Gazze'de gördük. 360 kilometrekareye sıkışmış ve her cihetten kuşatılmış, abluka altına alınmış dar bir bölgede, başta Amerika Birleşik Devletleri'nin ve bütün Batı'yı arkasına almış her türlü insani, haslet ve ahlâkî meziyetlerden sıyrılmış, vahşi ve gaddar İsrail’e karşı bütün olumsuzluklar ve imkânsızlıklara rağmen iki sene direnen, yerin altında ve üstünde kahramanca savaşan Gazzelilerin bu direnişi, imanın, azmin, sabrın ve tevekkülün gücünden, ilâhî destekten başka ne ile izah edilebilir?

Tankı, topu, uçağı olmayan, bütün destek ve yardım yolları kapalı olan bir avuç Gazzeli yiğide karşı havadan bomba yağdırmak, onları yardımsız bırakmak, açlığa mahkûm etmek yiğitlik değildir. Yiğitlik eşit şartlar altında yapılan savaş ve yarışlarda belli olur. Ayakları bağlı olan birisiyle yarışmak yarış değildir. 100 kiloluk birinin 20 kiloluk biriyle güreşmesi güreş değildir. Bu şartlar altında galip gelinse bile bu galibiyet değildir. Fakat Gazze’de bunun tam tersi olmuştur. Görünürde zayıf olan, güçlü olana karşı zafer kazanmış, onur abidesine dönüşmüştür. Çünkü onlar zaferin Allah’tan olduğuna cân u gönülden inanmışlar, hiçbir zaman bu inancı yitirmemişlerdir. Dünya’da ağır bedeller ödemiş olsalar da ahirete ebedî saadeti kazanmışlardır. Ayrıca dünyaya imanın, yiğitlerin direnmenin ne olduğunu göstermişlerdir.

Bu zaferde mazlumun ve haklı olmanın payını da asla unutmamak gerekir. Çünkü zalimler asla felâh bulamazlar. Zulümle âbât olunmaz. Yüce Mevla daima haklılar ve mazlumlarla beraberdir. Zalimlerin geçici kazanç ve galibiyetleri imtihan gereği Mevla'nın onlara tanıdığı fırsat sebebiyledir. Bu dünyada tam tecelli etmeyen adalet, elbette mahkeme-i kübrada tecelli edecektir.

“Sakın, Allah, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Ancak Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerinin dışarıya fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim, 42)

Kaynak: Ali Rıza Temel, Altınoluk Dergisi, Sayı: 481

İslam ve İhsan

BİZE BİZDEN YAKIN OLAN: ŞAH DAMARINDAKİ İLÂHÎ SIR

Bize Bizden Yakın Olan: Şah Damarındaki İlâhî Sır

İLAHİ YARDIM NASIL GELİR?

İlahi Yardım Nasıl Gelir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.