Yardım Etmenin Fıkhı: Bir Kardeşi Ayağa Kaldırmak

İslam’da yardımlaşmanın ahlâkı ve fıkhı, zekât, infak ve îsârın önemi; bir kardeşi yeniden ayağa kaldırmanın vicdanî ve dinî sorumluluğu.

Yardım denildiğinde çoğumuzun zihninde bir sadaka kutusuna bırakılan birkaç lira, bir banka hesabına gönderilen küçük bir meblağ yahut ihtiyaç sahibine uzatılan bir koli canlanıyor. Elbette bunların her biri kıymetlidir. Fakat yardım, bunlardan mı ibarettir?

İslâm, insan hayatının hiçbir sahasını başıboş bırakmamıştır. Namazın bir fıkhı olduğu gibi alışverişin, aile hayatının, komşuluğun, yolculuğun da bir fıkhı vardır. Öyleyse insanın kardeşine uzattığı elin de bir ölçüsü, bir ahlâkı, bir hukuku; hâsılı bir yardım fıkhı vardır. Ve bu fıkıh, kesenin ağzından önce gönlün kapısında başlar.

YARDIMLAŞMANIN DİLİ: KARDEŞLİK, DAYANIŞMA VE OMUZ VERMEK

Türkçedeki “yardım” kelimesiyle “yarım” arasında tarihî bir kök birliği bulunduğunu söylemek dilcilerin işidir. Fakat milletimizin irfanı bakımından bu iki kelime arasındaki çağrışım son derece mânidardır: Yardım, âdeta yarını ortaya koyabilmektir. Arap dili de kardeşliği benzer bir mânâ ile anlatır. Öz kardeş için kullanılan “şakîk” kelimesi, “şakk”, yani yarılmak köküyle irtibatlıdır. Şakîk, bir bütünün iki parçasından biri gibidir.

Kur’ân-ı Kerîm: “Müminler ancak kardeştirler.” (el-Hucurât, 49/10) buyurduğuna göre, mümin kardeşine baktığında tamamen yabancı birini değil, aynı iman bütünlüğünün öteki parçasını görür. Bu sebeple kardeşine yardım eden insan, gerçekte kendisinden bütünüyle ayrı birine el uzatmış olmaz. Aynı bedenin yaralanan uzvuna yetişmiş olur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm yardım ve kardeşlikten söz ederken beden diliyle konuşur. Mûsâ aleyhisselâm, Rabbine şöyle niyaz eder: “Bana ailemden bir yardımcı ver. Kardeşim Hârûn’u… Onunla sırtımı kuvvetlendir.” (Tâhâ, 20/29-31)

Âyette: اُشْدُدْ بِهٖٓ اَزْرٖي buyurulur. Yani: “Onunla arkamı, sırtımı, kuvvetimi sağlamlaştır.” Cenâb-ı Hak başka bir âyette de: “Senin pazunu kardeşinle güçlendireceğiz.” (el-Kasas, 28/35) buyurur. Demek ki Kur’ân’ın lisanında kardeş bazen sırt, bazen kol, bazen kuvvettir. Arapçada yardım mânasına gelen kelimelerin bir kısmında da aynı incelik vardır. Müzâhere, “zahr”, yani sırt köküyle irtibatlıdır; birine arka çıkmayı ifade eder. Müsâade kelimesi ise “sâid”, yani kol mânasını hatırlatır.

Türkçemiz de: “el uzatmak”, “omuz vermek”, “kol kanat germek”, “arka çıkmak”, “sahip çıkmak” der. Demek ki yardım, dillerin hafızasında bile yalnızca “mal vermek” değildir. Kendinden bir şey vermektir. Bazen malından… Bazen vaktinden… Bazen itibarından… Bazen rahatından… Bazen de gerçekten omzundan.

MÜMİN KARDEŞLİĞİ: ZEKÂT, İNFAK VE ÎSÂR AHLÂKI

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem müminleri birbirine kenetlenmiş bir binaya benzetir: “Mümin mümine karşı, parçaları birbirini destekleyen bina gibidir.” (Buhârî, Salât, 88) Bir başka hadis-i şerifte ise müminlerin hâli tek bir beden üzerinden anlatılır: “Müminleri birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermekte tek bir beden gibi görürsün. Bedenin bir uzvu rahatsız olduğunda diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle onun ıstırabına ortak olur.”  (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

Bu ne muazzam bir ölçüdür. Bir insanın ayağı yaralandığında gözü: “Ben gözüm, ayağın acısından bana ne?” demez. Baş: “O uzaktır, beni ilgilendirmez.” demez. El: “Ben vazifemi yaptım, gerisi ayağın meselesi.” demez. Çünkü beden birdir. Ümmet de böyledir. Bir yer kanarken öteki yerin bütünüyle huzur içinde olması, beden şuurunun zayıfladığını gösterir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu düşmana teslim etmez.” (Buhârî, Mezâlim, 3) buyurur.

İslâm, toplumu birbirinden bağımsız fertler yığını değil, birbirinin hukukunu gözeten bir dayanışma ailesi hâline getirir. Zekât bu dayanışmanın asgarî ve bağlayıcı zeminidir. İnfak onun genişleyen dairesidir. Îsâr ise zirvesidir. Îsâr, insanın kendi ihtiyacı bulunduğu hâlde kardeşini kendisine tercih edebilmesidir. Cenâb-ı Hak Ensâr’ı överken: “Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.” (el-Haşr, 59/9) buyurur.

YARDIMIN MAKSADI: MUHTACI YENİDEN AYAĞA KALDIRMAK

Fıkhımız yalnızca kime ne kadar verileceğini konuşmaz. Yardımın maksadını da düşünür. Bir fakire bugün karnını doyuracak bir miktar vermek elbette hayırdır. Fakat imkân varsa onu sürekli muhtaç olmaktan kurtaracak, meslek sahibi yapacak, iş kurmasına vesile olacak, hayatını yeniden kurmasını sağlayacak bir yardım daha ileri bir mertebedir. Çünkü yardımın hedefi insanı kendine bağımlı kılmak değil, onu yeniden ayağa kaldırmaktır.

Bir insana her gün balık vermekle balık tutabileceği imkânı hazırlamak arasındaki fark gibi… Bazen yüz kişiye küçük miktarlarda ulaşmak güzeldir. Bazen de bir insanın hayatını tamamen değiştirmek gerekir. Fıkıh yalnız rakamlara değil, ihtiyaca bakar. Rahmet, hesap makinesini bütünüyle terk etmek değildir; fakat hesap makinesini vicdanın önüne de geçirmemektir.

Gazze’de bombardımanda iki bacağını kaybeden bir kardeşimizin yaşadığı hadise bu soruyu bütün ağırlığıyla önümüze koyuyor. O kardeşimiz büyük zorluklarla Gazze’den çıkmayı başarıyor. Zihninde belki şu düşünce vardır: “Müslümanların arasına çıkabilirsem kurtulurum. Kardeşlerimin ülkesine ulaşırsam yalnız kalmam.”

Yürüyebilmesi için proteze ihtiyacı vardır. Bedeli yaklaşık otuz bin dolardır. Kapılar çalınır. Fakat bazı kapılarda şu hesapla karşılaşır: “Bir kişiye bu kadar para verilir mi?” “Bu parayla kaç aileye erzak dağıtılır?” “Kaç kişiye küçük küçük yardım yapılır?” Bütün bu sorular iktisadî açıdan anlaşılabilir. Fakat bazen fıkıh, kuru bir maliyet hesabından ibaret değildir.

Karşımızda iki bacağını kaybetmiş bir insan varsa mesele yalnız “kaç kişiye ulaştık?” meselesi değildir. Bazen mesele: “Bir kardeşi yeniden ayağa kaldırabildik mi?” meselesidir. Nitekim zekâtın sarf yerleri sayılırken Kur’ân-ı Kerîm: “İbnü’s-sebîl”i, yani yolda kalmış yolcuyu da zikreder. (et-Tevbe, 9/60) Memleketinden kopmuş, imkânlarından mahrum kalmış, yolda ve gurbette muhtaç hâle gelmiş insan, İslâm toplumunun ilgisine bırakılmış değildir.

Bu soru üzerinde durmaya değer: “Bir kişiye otuz bin dolar verilir mi?” Sa‘d bin Rebî‘ radıyallâhu anh malının yarısını bir tek kardeşine teklif ederken: “Bu malı on kişiye bölsem daha verimli olmaz mı?” hesabı yapmadı. Çünkü karşısındaki insan onun nazarında bir istatistik değildi. Kardeşiydi.

Elbette yardım kuruluşları kaynaklarını planlamak, öncelikleri gözetmek ve daha fazla muhtaca ulaşmak zorundadır. Bu, emanete riayetin gereğidir. Fakat bu prensip, hiçbir zaman şu noktaya varmamalıdır: “Bir insanın ihtiyacı pahalıysa onu ayağa kaldırmaktan vazgeçelim.” Zira bazen bir protez yalnızca bir protez değildir. Bir insanın yeniden yürüyebilmesidir. İşine dönebilmesidir. Çocuğunun elinden tutabilmesidir.

Nihayet o Gazzeli kardeşimiz Mısır’da Aziz Mahmud Hüdâyi Vakfı’nın kapısına ulaşır. Orada kendisine yalnızca bir yardım dosyası gibi bakılmaz. Yarasına merhem olunur. İhtiyacına çare aranır. Ve belki en önemlisi, kendisine yeniden: “Sen yalnız değilsin.” duygusu hissettirilir.

KARDEŞİNE YARDIM ET, ALLAH DA SANA YARDIM ETSİN

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanların işine yardımcı olmayı, ihtiyaç sahibinin imdadına koşmayı sadaka olarak saymıştır. Yine: “Kul, kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe Allah da kulunun yardımındadır.” (Müslim, Zikir, 38) buyurur. Bu hadis-i şerif, yardımın yalnız ihtiyaç sahibine yapılan bir iyilik olmadığını gösterir.

Sen kardeşine yardım ederken aslında kendi hayatına ilâhî yardımı davet ediyorsun. Bir kapı açıyorsun, Allah sana kapılar açıyor. Bir yük kaldırıyorsun, Allah senin yükünü hafifletiyor. Rabbimiz bizleri kardeşinin derdiyle dertlenen, sesi kapıya dönüşen, eli yaraya ulaşan, yıkılanı kaldıran, düşene omuz veren kullarından eylesin. Bizi ümmet bedeninin hissizleşmiş bir uzvu olmaktan muhafaza buyursun. Kardeşlerimizin yarasına merhem olmayı, onların duasına ve Sen’in nusretine vesile eylesin. Âmîn.

Kaynak: Ahmet Hamdi Yıldırım, Altınoluk Dergisi, Sayı: 488

İslam ve İhsan

HAYIRDA YARIŞMAK VE ACELE ETMEK İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Hayırda Yarışmak ve Acele Etmek ile İlgili Örnekler

MUHTACA, BORÇLUYA VE YOLDA KALMIŞA YARDIM ETMEK İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Muhtaca, Borçluya ve Yolda Kalmışa Yardım Etmek ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle