Yahudilikte “Seçilmiş Halk İddiası” ve Tenkidi
Yahudilikteki seçilmişlik iddiası; dinî, tarihî ve siyasî boyutlarıyla, Yahudi kimliğinin inşasında ve Siyonizm gibi modern ideolojilerin şekillenmesinde nasıl bir rol oynamaktadır?
Hazırlayan: Doç. Dr. Yasin GÜZELDAL
Yahudilik, inanç esasları ile etnik aidiyetin iç içe geçtiği, dinî sınırların millî öğelerle belirlendiği nevi şahsına münhasır bir yapı arz eder. Bu yapının en belirgin dini yönü ve teolojik vasfı, İsrâiloğulları’nın Tanrı tarafından bütün milletler arasından özel olarak seçildiği inancıdır. Yahudi kutsal metinlerine dayanan bu seçilmişlik iddiası, dinî, tarihî ve siyasî boyutlarıyla Yahudi kimliğinin inşasında ve Siyonizm gibi modern ideolojilerin şekillenmesinde kritik bir rol oynamıştır.
Seçilmiş Halk İnancının Temel Dayanağı
Seçilmiş halk inancının temel dayanağı Yahudilerin ellerindeki mevcut Tevrat’tır. Özellikle Tesniye bölümünde yer alan, “Siz Tanrı’nız Rab için kutsal bir kavimsiniz. Tanrı’nız Rab, kendi has kavmi olmanız için yeryüzündeki bütün milletler arasından sizi seçti.” (Tesniye 7:6) ifadeleri, bu üstünlük psikolojisinin merkezini oluşturur. Kitab-ı Mukaddes eksenli metin tenkidi çalışmaları yapan uzmanlar, seçilmişlik anlayışının dayanak noktasını oluşturan Tesniye kitabının M.Ö. VII. yüzyılda oluşturulduğunu ve bu bakış açısının modern zamanlardaki ırkçı ve işgalci eylemlere yön verdiğini ifade etmektedirler. (Gürkan 2019, 72-73)
Tanah ve Rabbani Metinlerde Seçilmişlik Konusu
Yahudi kutsal metinlerinin tümünü ihtiva eden Tanah ve Rabbânî (Yahudi din adamlarına ait) literatüre göre İsrâiloğulları, birçok günah işlemelerine ve ahidlerini defalarca bozmalarına rağmen “Tanrı’nın seçilmiş kavmi” olma vasfını kaybetmemişlerdir. Zira bu seçilmişlik süresiz ve koşulsuz bir statü olarak telakki edilir. (Gürkan 2017, 119) Rabbânî literatürde bu anlayış kimi metinlerde daha ileri bir seçkinlik söylemiyle ifade edilmiştir. Buna göre İsrail kutsal bir topluluk, milletlerin en cesur ve atılganı, Tevrat ise onların hürmetine yaratılmış bir kitap olarak tasvir edilir. Bazı rivayetlerde diğer milletlerin Tevrat’ı kabul etmeye ehil yaratılmadığı, bu sebeple İsrâiloğulları’nın ayrıcalıklı ve seçkin bir statüye sahip bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu tür ifadeler, seçilmişlik fikrinin başka topluluklar karşısında üstünlük ima eden bir söylem üretebildiğini göstermektedir.(Adam 2019, 69) Bu teolojik zemin, Arz-ı Mev’ûd anlayışıyla da birleşerek daha somut bir siyasî muhteva kazanmaktadır. Bu çerçevede Tevrat’ın Tekvin bölümünde Rab’bin Hz. İbrâhim’e “Bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim.” (Tekvin 17:4-8) şeklindeki seslenişini de hem seçilmişliğin hem de toprak vaadinin ebedî olduğu şeklinde değerlendirmektedirler. (Harman 2013, 206)
Siyonizm
Modern dönemde bu teolojik zemin üzerinde yükselen Siyonizm, Fırat ile Nil nehirleri arasındaki toprakların Yahudilere vadedildiğini, Yahudilerin “üstün ırk” olduğunu ve Yahudi olmayan tüm insanları Goyim şeklinde isimlendirerek Yahudilere hizmet etmek için insan suretinde yaratılmış birer hizmetkâr olduklarını iddia eden radikal bir ideolojiye evrilmiştir. (Garaudy 2021, 38) Yahudiliğin sadece anneden geçen bir kan bağına dayandıran ve ötekileri birer hizmetkar gibi konumlandıran bu zihniyet, durumun inanç ekseninde bir anlayış ve bütün beşeriyeti ilgilendiren küresel bir problem olduğunu ortaya koymaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm Reddeder
Kur’ân-ı Kerîm, Yahudilerin kendilerine atfettikleri ezeli, ebedi ve ırka dayalı “mutlak imtiyaz” anlayışını kesin bir dille reddeder. “Ey İsrâiloğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi diğer topluluklara üstün kıldığımı hatırlayın” (Bakara, 2/47) hitabı, müfessirler tarafından tarihsel bir bağlama oturtulmuştur. Taberî, İbn Kesîr, Zemahşerî ve İbn Âşûr gibi müfessirler, ayetteki “el-âlemîn” (âlemler, topluluklar) ifadesinin bütün insanlığı ve tüm zamanları değil, “kendi dönemlerindeki ümmetleri” kapsadığını dilsel ve aklî delillerle izah etmişlerdir. Dolayısıyla buradaki üstünlük, soy temelli bir ontolojik ayrıcalık olmaktan ziyade, denizin yarılması, kudret helvası gibi nimetlere mazhariyet ve ilâhî vahyin onlara emanet edilmesiyle ilgili dönemsel bir lütuftur. (Harman 2013, 221; Zemahşerî 1407, 135)
Bununla birlikte Yahudilerin ezeli seçilmişlik kibrine Kur’ân’ın getirdiği en sarsıcı eleştiri Mâide Sûresi 18. ayette görülür. Buna göre Kur’ân, Yahudiler ve Hıristiyanların kendilerini Tanrı’nın özel sevgisine ve ayrıcalıklı statüsüne sahip görme iddiasını reddeder ve onların da günahlarından sorumlu, ilahî ceza ile yüzleşebilen sıradan insanlar olduğunu vurgular. Nitekim İslâm’da üstünlük ırka değil, liyakate, amele ve takvaya dayanır. Kur’ân’da haber verilen ahitleşmenin içeriği de Tevrat’taki gibi soy temelli değil, peygamberleri tasdik etme, namaz, zekât gibi evrensel sorumluluklara bağlıdır (Âl-i İmrân, 81; Mâide, 12; Yazır 2007, 249)
KAYNAKÇA
- Adam, Baki. 2019. Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat. Pınar Yayınları.
- Garaudy, Roger. 2021. İsrail Sorunu. Çev. Cemal Aydın. Timaş Yayınları.
- Gürkan, Salime Leyla. 2017. Yahudilik. İsam - İslam Araştırmaları Merkezi.
- Gürkan, Saime Leyla. 2019. “Temel Kavramlar”. Kur’ân’da Yahudiler, İstanbul: Kuramer Yayınları.
- Harman, Ömer Faruk. 2013. “Yahudilik”. TDV İslâm Ansiklopedisic. 43.İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi.
- Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi. 2007. Hak Dini Kur’an Dili. İstanbul: Azim Dağıtım.
- Zemahşerî, Ebü’l-Kâsım Mahmûd b. Ömer. 1407. el-Keşşâf an hakâiki gavâmizi’t-tenzîl. Beyrut: Dâru’l-kitâbi’l-Arabî.











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!