Üç Vasfa İhtiyacımız Var
Resûlullah Efendimiz’i (s.a.v) örnek alarak şahsiyetimizi inşa edebilmek ve kalbî gelişim ve olgunlaşma sağlayabilmek için sahip olmamız gereken üç vasıf hangileridir? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.
Âyet-i kerîmede buyuruluyor: “(Ey Resûlüm!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107) Her peygamber kendi kavmine gönderilmişken, Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa gönderilmiştir.
Yine: “Andolsun ki, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Allah Resûlü’nde sizin için güzel bir örnek vardır (üsve-i hasene).” (Ahzâb, 21) Bu âyet-i kerîmede, Resûlullah Efendimiz’in en mükemmel, en güzel ve en muhteşem örnek olduğu bildirilmektedir.
Resûlullah Efendimiz’i (s.a.v) örnek alarak şahsiyetimizi inşa edebilmek ve kalbî tekâmül sağlayabilmek için üç vasfa ihtiyaç vardır:
- Birincisi: “Allah’a kavuşmayı umanlar…” buyuruluyor. Yani Allah’a kavuşmayı bir iştiyak ve arzu hâline getirmeliyiz. Hayatımızı Allah rızasına göre istikametlendirmeliyiz. Her hâlimizde kendimizi murakabe etmeliyiz: “Ben şu an Allah rızasında mıyım? Ticarî hayatımda Allah rızasında mıyım? Evladımı Allah yolunda yetiştirmede Allah rızasında mıyım? İbadetlerimde, muamelâtımda, muaşeretimde Allah rızasında mıyım?”
- İkinci şart: “Âhirete kavuşmayı umanlar…” Yani her hâlimizde âhireti hesaba katabilmeliyiz. Nitekim: “Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak nefsin yeter.” (İsrâ, 14) buyrulmaktadır. O gün, dünyada unuttuğumuz her şey önümüze çıkacaktır. Âhirette helâlin bile hesabı, haramın ise azabı olduğunu daima göz önünde bulundurmalıyız.
Burada dikkat edilmesi gereken mühim bir misal vardır: Uhud’u ziyaret ettiğimizde Okçular Tepesi’ni görürüz. Uhud Harbi’nde Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), elli okçuya: “Sakın burayı terk etmeyin!” buyurmuştur. Savaşta düşman mağlup olacak gibi olunca meydanda ganimetler kaldı. Okçulardan bir kısmı “ganimet” diyerek yerlerini terk etti, bir kısmı ise emre sadık kalarak yerinde kaldı. Bu emre itaatsizlik, mağlubiyete sebep oldu. Cenâb-ı Hak bu hâli şöyle bildirir: “İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, âhireti isteyenler de…” (Âl-i İmrân, 152)
Demek ki dünya ile âhiret karşı karşıya geldiğinde, mümin daima Allah’a yakın olanı tercih etmeli ve bunun bir imtihan olduğunu idrak ederek âhireti düşünmelidir.
- Üçüncü olarak: “Allah’ı çok zikredenler…” Kâinatta her şey, idrak sahibi kalplere Cenâb-ı Hakk’ı hatırlatır. Bu dünya ilâhî kudret tecellîleriyle doludur. Mümin, gördüğü her şeyde Cenâb-ı Hakk’ı hatırlamalı; “Elhamdülillah”, “Sübhânallah”, “Yâ Rabbi!” diyerek nimetlere şükretmelidir.
Bu cihan, ilâhî bir tefekkür laboratuvarıdır. Önümüzde iki kitap vardır: Biri Kur’ân-ı Kerîm, diğeri ise kâinat kitabı. Kul, bu iki kitabı okuyacak ve kalben tefekkür edecektir. İşte Rabbimiz, bu vasıflara sahip olanlar için Resûlullah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) üsve-i hasene, yani örnek şahsiyet olduğunu bildirmektedir.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!