Ubeydullah bin Abbas (r.a.) ve Bedevînin Eşsiz Cömertliği
Ubeydullah bin Abbas (r.a.) ve bedevînin eşsiz cömertlik örneğini, îsâr anlayışını ve başkasını kendine tercih etmenin hikmetini okuyun.
Ubeydullah bin Abbas radıyallahu anh bir sefere çıkmıştı. Yanında âzâd etmiş olduğu hizmetçisi vardı.
KİM DAHA CÖMERT?
Yolda bir bedevînin evini gördüler. Ubeydullah radıyallahu anh hizmetçisine:
“–Şu eve gitsek nasıl olur? Oraya misafir olur, geceyi de orada geçiririz.” dedi. Gittiler. Ubeydullah Hazretleri, sîreti sûretine akseden, yani gönlünün güzelliği yüzüne yansıyan biriydi. Bedevî onu görünce çok sevindi. Hanımına:
“–Bugün bize çok şerefli bir kişi misafir geldi.” dedi.
Bedevî onları ağırladı ve hanımına:
“–Misafirlerin için akşam yemeği var mı?” dedi. Hanımı:
“–Yok, sadece sütü sebebiyle küçük kızının hayat kaynağı olan şu koyun var.” dedi.
“–Onu kesmemiz lâzım.”
“–Kızını öldürecek misin?”
“–Velev kızımız ölecek bile olsa, koyunu kesmemiz lâzım!”
Sonra bedevî koyunu ve bıçağı alıp şu mânâya gelen bir şiir söylemeye başladı:
“Ey komşularım, kızımı uyandırmayın!
Eğer onu uyandırırsanız hıçkırıklarla ağlar ve bıçağı elimden çekip alır.”
Sonra koyunu kesti, etiyle yemek hazırlayıp Ubeydullah Hazretleri’yle hizmetçisine ikram etti. Ubeydullah t bedevînin hanımına söylediklerini ve aralarında geçen konuşmayı işitmişti. Sabaha çıktığında hizmetçisine:
“–Yanında para var mı?” diye sordu. O da:
“–Evet, yol masraflarımızdan geriye kalan beş yüz dinar var.” dedi.
Ubeydullah radıyallahu anh:
“–Onu bedevîye ver.” dedi. Hizmetçi:
“–Sübhânallah! Ona beş yüz dinar mı veriyorsun?! Hâlbuki o senin için beş dirhemlik bir koyun kesti.” deyince, Ubeydullah bin Abbas radıyallahu anh şu karşılığı verdi:
“–Yazıklar olsun sana! Vallâhi o bizden daha cömerttir. Biz ona sahip olduğumuz malın bir kısmını verdik, o ise bize malının tamamını cömertçe harcadı. Bizi kendi tatlı canına ve çocuğuna tercih etti, büyük bir îsârda bulundu.”[1]
Hisse:
Cömertlik, malın fazlasından kendine lâzım olmayanı vermektir. Cömertliğin zirvesi olan “îsâr” ise; kişinin muhtaç olduğu bir şeyi, nefsinin îtirazlarını susturarak, âdeta kendisinden koparıp vermesidir.
Meselâ Yermük Harbi’nde, can çekişip susuzluktan inlerken, bir başka yaralı din kardeşini kendilerine tercih ettikleri için susuz hâlde şehâdet şerbetini içen üç şehîdin birbirlerine gönderdikleri bir kırba su, belki nicelerinin rahat zamanlarda yaptıkları külliyetli hayır-hasenâtı -fazîlet bakımından- fersah fersah geride bırakmıştır.
Bir pınarın başında gelip geçene ikram edilen su ile Güneş’in kavurduğu bir çölün ortasında susuzluktan ölmek üzere olan birine ikram edilen su arasında, maddî bakımdan bir fark olmasa da, kıymet ve ehemmiyet bakımından muazzam bir fark vardır. Zira biri susuzluğu giderir, diğeri ise can kurtarır.
Dipnot:
[1] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, Beyrut 1417, 3/543; İbn-i Asâkir, Târîhu Dımaşk, 37/ 483-484.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!