Teğabün Suresi 8. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Teğabün Suresi 8. ayeti ne anlatıyor? Teğabün Suresi 8. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Teğabün Suresi 8. Ayetinin Arapçası:

فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالنُّورِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلْنَاۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

Teğabün Suresi 8. Ayetinin Meali (Anlamı):

Ey insanlar, Allah’a, Rasûlü’ne ve ona indirdiğimiz Kur’an’a iman edin! Allah, yaptığınız her şeyden hakkiyle haberdardır.

Teğabün Suresi 8. Ayetinin Tefsiri:

Bu sebepledir ki bütün insanlık, Allah’a, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in peygamberliğine ve ona indirilen Kur’an’a inanmaya davet edilmektedir. “Ey yahudi, hıristiyan, dinli dinsiz bütün insanlar! Allah’a, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in peygamberliğine ve ona indirilen ebedî nûr Kur’an’a iman edin ki, sizi bekleyen, geleceğinde şüphe olmayan dehşetli bir gün vardır” buyrulmaktadır. Bu, kıyâmet günüdür. O günde Allah Teâlâ, gelmiş geçmiş bütün insanları hesaba çekmek için mahşer yerinde toplayacaktır. İşte o gün “teğâbün” yani “kâr ve zararın ortaya çıktığı gün” veya “aldanma” günüdür.

Kıyametin bir ismi de âyet-i kerîmedeki ifadesiyle يَوْمُ التَّغَابُنِ  (yevmü’t-teğâbün)dür. Teğâbün kelimesinin aslı اَلْغَبْنُ (gabn, gaben)dir. Gabn, lügatte “gizlemek, unutmak, hata etmek, zayıf olmak ve aldatmak” mânalarına gelir. Daha çok ticârette aldanmak veya aldatmak mânasında kullanılır. Mesela bir malı değerinden aşağı veya yukarı almak veya satmak “gabin”dir ki, fark asıl değerinden az olursa “gabn-i yesîr”, çok olursa “gabn-i fâhiş” denilir. “Teğâbün” de karşılıklı aldatma yahut aldatma ve aldanmanın ortaya çıkmasıdır. Dünyada hidâyet yolunu bırakıp sapıklık yolunu tercih edenler veya yapmaları gereken işleri gereği gibi yapmayanlar, aldanmış olduklarını kıyâmet gününde anlayacakları için o güne “teğâbün günü” denmiştir. İnsan dünyada yaptığı yanlışların neticesini orada göreceğinden, nasıl bir aldanış içinde olduğunu da tüm ayrıntılarıyla orada anlayacaktır. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

Doğru yola karşılık sapıklığı satın alanlar işte onlardır. Bu sebeple ticâretleri kâr etmemiş ve doğru yolu da bulamamışlardır. (Bakara 2/16)

“İşte onlar, âhireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu sebeple ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.” (Bakara 2/86)

Görüldüğü üzere âhiret kâr ve zararın ortaya çıktığı zamandır. İman edip imanın gereği olan sâlih amelleri işleyenler cennetle mükâfatlandırılacakları gibi, inkâr ve yalancılık yolunu tutanlar cehennem ateşiyle cezalandırılacaklardır.

Şunu unutmayın ki:

Teğabün Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Teğabün Suresi 8. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.