İnsanın kalbinde îman hassasiyeti kaybolmaya başlayınca, günahlar insanın gözünde normalleşir. Günah işledikçe de insanın kalbine siyah bir leke konur. Bir müddet sonra bu lekeler artıkça, insanın kalbi katılaşır ve îmandan uzaklaşır.
İçinde bulunduğumuz Mart ayı, Üç Aylar adı verilen, Allâh’ın lütuf, ihsan ve mağfiretinin âdeta sağanak sağanak yağdığı bir mevsimdir. İnsanın böyle zamanların farkında olması, elinden geldiğince bunları değerlendirmeye çalışması îcab eder. Bu aylar insanın karşısına çıkan ilâhî fırsatlardır.
Merhum Mahmud Sâmi Ramazanoğlu -kuddise sirruh- Efendimizin vefatının sene-i devriyyesi münâsebetiyle, onun kıymetli sohbet ve nasihatlerinden birkaç tanesini, siz değerli okuyucularımla paylaşmış olalım. Zira îman ve tefvîz takviyesi bakımından, bu nasihatleri sık sık tekrarlar, âdeta ezberletirlerdi.
Güzel ahlâk; pek çok yansıması bulunan bir şahsiyet bütünlüğüdür. Bazı insanlarda güzel ahlâkın bazı şubeleri daha fazla öne çıkar. Ancak ahlâk, bir bütünlük arz ettiği için, genel mânâsıyla faziletlerin çokluğu insanî zaaf ve hataların azalmasına sebep olur.
Merhûm Üstad Mûsâ Topbaş Efendi’nin 1999 yılındaki vefatının üzerinden 17 tam yıl geçmiş ve 18. yıla girmişiz. Yıllar çok çabuk geçmiş, geçmeye de devam ediyor. “Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir.” demişler. Gerçekten bazı insanların gönül dünyamızda ve çevremizde ne kadar büyük yer kapladığı, yokluklarında daha çok anlaşılıyor. Ve onlar, bu güzel tesirleriyle “yaşayan (!) insanlardan” daha çok “yaşıyorlar”.
Peygamber Efendimiz'in kızı Fâtıma -radıyallâhu anhâ- Vâlidemizi örnek göstererek “adâleti her ne pahasına olursa olsun yerine getireceğini söylemesi”, insanlık için çok büyük bir derstir. Zira insanlar, hak ve adalet taraftarlıklarını hiçbir etkileri ve yetkileri olmadığı zamanlarda rahatlıkla dile getirirler. Ancak mevkî ve makam sahibi olup da aynı anlayışı devam ettirmek; hatta tanıdığı, akrabası aleyhine olsa da adaletten taviz vermemek çetin bir meseledir. Aynı şekilde herhangi bir menfaat umudu veya can korkusu yahut binbir türlü endişeyle adâletten vazgeçmek ve kul hakkı yemek de büyük bir vebaldir.
Hak kelimesinin pek çok mânâsı vardır.
Cenâb-ı Hak, varlıkları çift olarak yaratmış ve insan neslinin devamı için kadın ve erkek arasına bir cezb-incizâb kanunu koymuştur. İki taraf da birbirine meyilli, birbirine muhtaç ve birbirini tamamlar özelliklerdedir. Yaratılıştan gelen ve hayatın devamını temin eden bu vasıflar sebebiyle, evlilik (nikâh) meşrû kılınmış ve ilâhî dinler tarafından teşvik edilmiştir.
Hac, zengin ve gitme imkânı bulmuş mü’minlerin ömürlerinde en az bir kez gitmeleri farz olan bir ibâdet… Ancak Allah dostları, haccı da diğer ibadetler gibi büyük bir îman coşkusuyla yaşamışlar ve fırsat buldukça mânen istifade etmek gâyesiyle sık sık hac ve umreye gitmişlerdir.
Yüzakı Dergisi yazarlarından Zahide Topçu'nun "Hatıralar" isimli yeni kitabı çıktı.