Gerçek îmân, sırf lafızda kalan bir sözden; ameller de, birtakım kuru ve rûhsuz hareketlerden ibâret değildir. Gönlün tâ derinliklerinden taşan samîmî duygularla yaratana inanmak ve ona bağlanmak, emir ve nehiylerini zevk ve şevkle kabûllenmek ve bu hâl ile amel-i sâlih icrâ ederken O’nun rızâsından gayrı bir maksada aslâ iltifat etmeyip değer vermemek îcâb eder.
Yalan, doğruların olduğu gibi değil de olduğundan farklı şekilde anlatılmasıdır. Yalan, iletişim kurulan kişiyi kandırmadır, aldatmadır.
Küçük yalanların beyni duyarsız hale getirerek kişiyi gelecekte daha büyük yalanlar söylemeye teşvik edebileceği bildirildi.
Tek Başına Hicret Eden Kureyşli...
İslâm’ın en mühim kısımlarından biri beşerî münâsebetleri tanzim eden muâmelât kısmıdır. Muâmelât, fıkhın ibadetler dışında kalan kısmını, yani hukukun tamamını ifade eder. Buna, “kişinin diğer fertlerle ve cemiyetle münâsebetlerini tanzim eden fıkıh kâideleri” de diyebiliriz.
Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, Üftâde Hazretleri'ne intisab etmesine dair anlatılan menkıbe...
Kur’ân-ı Kerîm, şirk ve küfür ehlinin hakîkat dışı ifâdelerinin, vebâli çok büyük söz, boş söz ve tenâkuz dolu söz olduğunu bildirir. Başta şirk, nifak ve küfür gibi Allâh’a karşı irtikâb edilenler olmak üzere her türlü yalan sözü de şiddetle yasaklar. Bu cümleden olarak yalancı şâhitlik yapanlara Kur’ân’ın tehdîdi gerçekten pek büyüktür.
İslam’la alaka söz konusu olduğunda “Kullanmak mı, yaşamak mı?” diye bir soru açmak ve bu soruda “Kullanma”yı bir alternatif olarak öne almak, yani “Yaşama”nın karşısında böyle bir vakıadan söz eder hale gelmek, gerçekten bir büyük tehlikeyi gündeme almak demektir.