Müslüman demek insanlık hayrına yaşayan insan demektir. O tarafsız değil, âdil olmak, adâletin yanında yerini almak zorundadır. O hakikati yalnız bırakma suçunu işleyemez. Şikayet ve sızlanma makamında değil, imtihan dünyasında yaşıyoruz. Zaman boş durma zamanı değil, koşturma zamanıdır vesselam.
Ebû Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimin iyi-kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum. Kötü amelleri arasında da mescidde temizlenmeden bırakılmış balgamı gördüm.” (Müslim, Mesâcid 57. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 7)
Hani meşhurdur yıpranan ve yorulan bir yapıyı elden geçirip tazeleyen kuruluşlar; yapının girişine büyükçe bir resim asarlar. Önceki hali/sonraki hali. Yani bu yapıyı şu vaziyetteyken bu vaziyete getirdik. Biz de Ramazan’dan önceki mânevî hayatımızın, nefsimizin bir resmini koysak bir tarafa, diğer tarafa da sonrasının. Karşılaştırsak; İşte Ramazan ayından önceki ibadetlerimiz, işte sonrası. Neler değişmiş mesela bir baksak...
İslâm, bizzat hayatın içine girerek, hayatı kendisi bilerek yaşanılması gereken, merkeze alınması gereken bir gerçekliktir. Tasavvuru düzgün, fikri sağlam ve kararlı, hareket noktası Kur’ân ve Sünnet olan bir İslâm anlayışı, bu ümmetin derdine derman olacaktır.