Ubeydullah Ahrar Hazretleri'nin hikmetli sözlerinden bazılarını derledik.
İnsanoğlu, îman anahtarı olan rûhânî tefekkürden uzaklaştıkça, kendisine bahşedilmiş olan nîmetleri, ilâhî bir lûtuf olarak değil de tabiî bir hakkı olarak görmeye başlar. Bu ise insanı, üzerindeki sayısız nîmetleri görebilme hususunda âdeta âmâ kılar.
Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmelerde yedi kat semâdan bahsetmektedir. İnsan fikren, bu yedi kat içerisinde bir miktar dolaşmaya başladığında, âdetâ akıl tutulması yaşamaktadır. Allâh’ın sonsuzluğunu idrake, az da olsa yaklaşmaktadır.
Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül, "Allah’ın istediği kul nasıl olmalı?" sorusuna cevap veriyor...
Tefekkürde derinleşmek için atılacak ilk adım, etrâfa ibret nazarıyla bakmaktır. Zira, Kur’ân-ı Kerîm’de Allâh’ın nîmetleri sayıldıktan sonra, insanlara defalarca; “Ey bakış, görüş ve idrâk sahipleri!..”(Âl-i İmrân, 13; en-Nûr, 44; el-Haşr, 2) diye hitâb edilmiştir.
Hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. İnsanların idraklerinde zuhûr eden “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katılığı cevap olarak yükselecekse, böyle bir hayattan daha acı ne olabilir?
Canlı-cansız bütün varlıkların, vücûd cevheri itibariyle aslı “toprak”tır. Toprağın değişerek şekilden şekile bürünmesi, canlıları vücûda getirir.
Güneşin ışığında oynaşan çiçeklerin mavisi, pembesi, onların gönül açan tebessümleri ve rûhu okşayan güzel kokuları… Ve saymakla bitmeyecek diğer güzellikler… Duygu derinliğine sahip bir kalp için, her yer harikalar sergisi…
Kâinat kitabında sergilenen ilâhî sır ve hikmetleri kâmil mânâda okuyabilmek için bir hususta derinleşmek lâzımdır.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “İffet, fakirliğin; şükür de zenginliğin süsüdür.