Peygamberimiz geceleri ayakları şişinceye kadar gözyaşları içinde kulluk ve ibâdete devâm etmiş, gözleri uyusa bile kalbi dâimâ uyanık kalmış, Allâh’ın zikrinden, tefekkür ve murâkabesinden bir an bile uzaklaşmamıştır.
Rabbimiz, biz kullarından, ilâhî kudret ve azametini, kâinattaki büyük nizâmın sır ve hikmetlerini, kullarına olan sayısız ikramlarını tefekkür etmemizi, bu tefekkür neticesinde de dünyânın fânîliğini, asıl hayâtın âhiret hayâtı olduğunu idrâk ederek tevâzû ve hiçlik duyguları içinde, takvâ üzere, güzel bir kul olmamızı arzu etmektedir.
İnsanı insan yapan husus, onu şuur iklîminde yeşertecek olan rûhânî bir tefekkür derinliğidir. Allah Teâlâ da kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür.
Hangi duygular insanın kalbini bozar? Bu duygular neden kaynaklanır? İşte kalbimizi çürüten, manevi yönümüzü bozan nefsani özellikler...
Bir Müslüman her gece yaşadığı günün muhâsebesini yapmalı ve kendine şu sualleri sormalıdır. İşte 41 maddede bir Müslümanın günlük nefis muhasebesi...
İnsanı ve mahlukatı muhteşem bir nizam ve iltizam içinde yaratan Allah (c.c.) bizlere sürekli akletmeyi emretmektedir. Akleden, düşünen, mahlukatı ve evreni seyreden her insan büyük bir nizamın olduğuna bununda asla sahipsiz ve rastgele olacağına inanmaz Rabbini bulur. Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül anlatıyor "Tefekkür nedir? Tefekkürün önemi nedir?"
Ya öğrenen ol, ya öğreten ama üçüncüsü olma!
İslâmî terminolojinin esasını teşkil eden Kur’ân-ı Kerîm’in çeşitli kelimelerle ifade ettiği ve çok sayıda âyette teşvikte bulunduğu düşünme eylemi, İslâm kültür tarihindeki entellektüel geleneklere hayat veren ve bu gelenekler içinde çeşitli açıklamaların konusunu teşkil eden insanî bir çabadır.
Takvâ sahibi kullar, tefekkürde derinleşirler. Açan çiçeklerin, öten kuşların, meyveli ağaçların, hepsinin lisânına âşinâ olurlar. Onlardaki zarâfet, incelik ve güzelliği, rûhânî hayatlarına aksettirirler. Çiçekler gibi ince ruhlu, meyveli ağaçlar gibi ikram sahibi olurlar. İşte bunlar, Allâh’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de senâ ettiği bahtiyar kimselerdir.
Ölüm, âhiret yurduna inananlar için, bir son değil; bilakis yeni bir başlangıç, bir nevî sılaya dönüştür. Ve ölüm bu minvalde, âhiret hayatına açılan bir “kapı” mesabesindedir. Bu yazımızda, o kapıdan geçiş ânını, o kapıda yaşananları, dünya hayatını geride bırakarak âhiret hayatına başlayacağımız ânı tefekkür edelim istedik.