Cenâb-ı Hak, kullarının yürüyüşünden konuşmasına kadar her hâline incelik ve nezâketin hâkim olmasını arzu buyurmaktadır. Bunun içindir ki kaba ve yüksek bir sesle konuşmayı, bağırıp çağırmayı çirkin bir şeye benzeterek Müslümanları bundan sakındırmıştır.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hayatın acı-tatlı sürprizleri, ezâ, cefâ ve meşakkatleri karşısında dâimâ Hakkʼa tevekkül, teslîmiyet ve rızâ hâlini muhâfaza etti.
Allahüteala her bir Müslümanı yaratılan her şeye şefkat, merhamet ve tebessümle yaklaşabilen, ince ruhlu, kâmil mü’minlerden olması gerektiğini, İslâm’ın güler yüzünü eksik etmeden her gün yerine getiren Peygamber Efendimiz'in (sellallahü aleyhi ve sellem) hayatı ile bize gösteriyor.
Muhterem Üstaz Mahmud Sâmi Ramazanoğlu kuddise sırruh hazretlerinin dâr-ı bekaya irtihallerinin otuz dördüncü sene-i devriyesini idrak etmekteyiz. Yüce Rabbimiz o güzel Allah dostunun izinde bir hayat geçirebilmeyi cümlemize nasib eylesin.
Dînin gâyesi; zarif, güzel ve hassas insanlar yetiştirmektir. Kâmil mü’minler, güler yüzleriyle bütün varlıklara tebessüm hâlindedirler. Onların gönül âlemleri, bütün mahlûkâta bir rahmet dergâhı hâlinde açılmıştır. Zira Hâlıkʼın şefkat nazarıyla mahlûkâta bakış tarzı kazanan kâmil mü’minler; açan çiçeklerin, öten kuşların, meyveli ağaçların hikmetinde derinleşerek çiçekler gibi ince ruhlu ve nâzik; meyveli ağaçlar gibi cömert ve ikram sahibi olurlar.
Bir genç sabah uyandığında kendisine hangi soruları sormalı ve cevapları vermeli? Gençlere 12 maddede kendisine sorması gereken soruları sıralıyoruz.
Tebessüm etmek sadakadır. Günlük hayatımızda yüzümüzde tebessüm, dilimizde tatlılık olsun.
Değişimine ayak uydurmak için soluk soluğa kaldığımız çağımızda; gözlerimiz ekranlara yapıştı âdeta... Tv, bilgisayar, cep telefonu, tablet vs. sırayla resmi geçit yapıyor, biz de mecbûrî seyirci… Online oyunlar, whatsapp, instagram, twitler, paylaşımlar, mailler derken, sevdiklerimizin yüzüne, gözlerinin içine bakmaya ne vaktimiz, ne de gözümüzde fer kalıyor!
Dînin gâyesi; zarif, güzel ve hassas insanlar yetiştirmektir.
On dört asırlık İslâm tarihi, îman kardeşliği kıvamının yakalandığı devirlerdeki zaferler ve fetihler, yaşanmadığı devirlerdeki hezimetler ve kayıplar manzumesidir. O kardeşlik varsa, Endülüs bir avuç müslümanla fethedilmiş; o kardeşlik yerini tefrikaya ve düşmanla ittifâka terk etmişse, yüz binlerce müslümanın durduramadığı bir hezimet ve fâcia ile o topraklar kaybedilmiştir.