Tasavvufun düşünce târihimizde, gelişimin önünde engel gibi dur-duğunu söyleyenler var. Onların iddiâlarına göre: “Bir kişiyi ör-nek almak ve onun her düşüncesini kabûl etmek rasyonel düşünce üretimini engellermiş.” Bu konuda ne dersiniz? Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz anlatıyor...
Murâkabe-i maiyyet ve akrabiyyetin esası, “ihsân” duygusudur. “İhsân” ise Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ifadesiyle: “Allâh’ı görüyormuşçasına bir kulluk sergilemektir. Zira sen O’nu göremesen de O seni dâimâ görmektedir.” (Müslim, Îmân, 1, 5; Buhârî, Îmân, 37)
İstanbul Araştırma ve Eğitim Vakfı (İSAR), Osmanlı’da İlm-i Tasavvuf Sempozyumu düzenliyor. 9-10 Aralık 2017 tarihleri arasında yapılacak sempozyuma tebliğ çağrısı yapıldı.
Tasavvufî seyr u sülûk, kāl/söz değil, hâldir. Allah dostlarının ahlâk ve hâllerinden nasip alabilmektir. Lafızda takılıp kalanlar ve işi fesahat ve belâğat dolu sözlerden ibâret sayanlar, aldanmışlardır.
Râbıtanın lügatteki mânâsı, bağ, alâka ve vuslat demektir. Aslında kâinâtta râbıtasız hiçbir mahlûk yoktur.