Erkam Radyo Yayın Danışmanı Ahmet Taşgetiren Bey'in Osman Nûri Topbaş Hocaefendi ile Tasavvuf ve İslami Temel Meseleler üzerine yapmış olduğu Mülâkatın tümünü aşağıdan seyredebilir veya dinleyebilirsiniz...
Bahaeddin Nakşibend’in Buhara ve Orta Asya’da medreselerle barışık bir tasavvuf anlayışı geliştirdiğini belirten Prof. Dr. Necdet Tosun, “Sesli zikir yerine müridlerine sessiz zikri, sema ve musikiden uzak kalınmasını tavsiye etmiş. Bunun sonucu olarak da Buhara’daki birçok medrese âlimleri ve müridleri Nakşibend’e mürid olmuştur” dedi.
Kuran-ı Kerim'de geçen bir ayette mealen şöyle buyrulur: "Allah (cc) sizlerin kalıplarınıza bakmaz, ancak mühim olan kalplerinizdir." yani bizlerin dış görünüşü, giyimi kuşamı, yüz güzelliği bunlar Allah'ın katında insanlar arası bir ayrım değildir. Ancak bizlerin kalplerimizde Allah'a ve Resul'üne olan muhabbet, havf, reca yani mühim olan takvadır. İşte Tasavvuf'ta kalp kavramı ile bir bütün olarak geçen Nokta-i Süveyda lûgat ve ıstılahi anlamda nedir?
Altınoluk Dergisi, Kasım sayısında "fitneyi" dosya konusu olarak işliyor.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Erkam Radyo'da 07 Kasım 2016 Pazartesi gününden itibaren bir hafta boyunca devam eden programda Ahmet Taşgetiren Bey'in tasavvuf ve islam dünyası hakkında sorularını cevapladı. 7 bölümden oluşan bu programı aşağıdan dinleyebilirsiniz.
Abdullah Sert Bey'in Tasavvufa dâir temel konuları işlediği 16 bölümden oluşan Tasavvuf Sohbetleri'ni sizin için bir araya getirdik.
“Çok zikir; adedi fazla olan değil, gafletten sakınarak ve huzûr ile yapılan zikirdir.”
"Şeriat, tasavvuf, ilim, irfan" ne demektir? Alimlerin ve tasavvuf büyüklerinin anlatımıyla cevapları...
Muhabbet, yaratılıştan gelen kalbî bir temâyüldür. Ancak kalbdeki muhabbetin seviyesi, muhabbet duyulanın ulviyyetine münâsip derecede olmalıdır.
Tarih boyunca toplum planında güzel ve iyi olan her şeyin hemen sahtesi ortaya çıkmıştır. İnsanlığın medarı iftiharı olan peygamberlerin, velilerin, âlimlerin yanında sahte peygamberler, müteşeyyih dediğimiz sahte şeyhler ve sahte din âlimleri zuhur etmiştir. Hakeza doktorun, subayın, mühendisin, kısaca toplumda makbul olan her mesleğin na-ehil olan fırsatçıları her daim ortalıkta dolaşa gelmiştir. Bu sebeple halkımız “yarım doktor candan, yarım hoca da imandan eder” diyerek meseleyi arifane bir şekilde özetlemişlerdir.