Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yürürken gerekmedikçe etrafına bakınmaz, umûmiyetle ayaklarının ucuna bakarak, sanki yokuştan iniyormuş gibi serî ve vakarlı yürürlerdi.
Nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye etmeyi hedefleyen mâneviyat yolu, peygamberlerin ve evliyâullâh’ın yoludur. Dolayısıyla büyük bir titizlik, hassâsiyet ve firâset ister. Âdeta mayın tarlasında yürür gibi âzamî derecede dikkatli olmayı gerektirir.
İslâm, en son ve en mükemmel din, Hazreti Muhammed de en son peygamberdir. İslam’ın hedef kitlesi belli bir ırk ve belli bir coğrafya ile sınırlı değildir. Dolayısıyla bu dini tebliğ etmekle görevli olan sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hayat tarzı olan sünnet de evrensel nitelikler taşımaktadır.
Peygamberimizin sünnetine kayıtsız şartsız uyup emirlerini ifa etmemiz Allah Teâlâ tarafından buyurulmakta ve hatta Kur’an-ı Kerîm'in birçok ayetinde Rasûlullah'a itaat, Allah'a itaatle yanyana zikredilmekte, Allah'ı gerçekten sevmenin, Râsûlullah'a kayıtsız şartsız bağlanmakla mümkün olacağı belirtilmektedir.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in örnekliği, onun peygamber misyonuyla doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla onun örnek alınacağı alan da, bu misyonla ilgili olan tüm eylem ve tavırlardır. Biz Müslümanlara düşen de sevgili peygamberimizi tanımak, anlamak ve ona tabi olmaktır.
İnsan kimi sever ve kiminle beraber olursa, onun hâli ile hâllenir. Zira insanoğlunun şahsiyet ve karakteri, diğer insanlarınkine benzemeye ve onları taklit etmeye meyyâldir.
Meşhur tâbiîler; İslam devletinin sınırları genişledikten sonra Mekke, Medîne, Kûfe, Basra, Şam ve Mısır gibi ilim merkezlerinde yetişmişlerdir.
“Sahâbî” ve “sohbet” kelimeleri aynı kökten gelmektedir. Şüphesiz ki bu kelimeler arasındaki mânâ yakınlığı, tesâdüfî değildir. Zira sahâbeyi sahâbe yapan en mühim vesîlelerden biri de, onların Peygamber sohbetinden istifâde bereketine nâil olmuş bulunmalarıdır.
Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ümmetine Allah Teâlâ’nın istediği şekilde yaşamaları için gerekli bilgileri uygulamalı olarak vermiştir. Her peygamber gibi bizim peygamberimizin de iki temel görevi vardı: Tebliğ ve beyân.
Kısaca Ef’âl-i Mükellefîn nedir? Ef’âl-i Mükellefîn yaptığı işlerin hükümleri (görevleri) nelerdir?