Malı, Allah Teâlâ’nın uygun görmediği, yasakladığı yerlere dağıtmaya harcamaya (israf) denir. İslam dinine göre “israf” haramdır. Kalbin hastalığıdır. Yani manevî bir hastalıktır. Dinimiz hasisliği, cimriliği kötülediği gibi birçok ayeti kerime ve hadis-i şerife ile de israfı kötülemiştir. Kur’ân’i ve kalbi bir pencereden yaklaşık 20 yıl önce Sadık Dana (k.s.) tarafından kaleme alınan bu makalede Türkiye’nin israfla imtihanı özetleniyor. Bugün israfla olan imtihanımız dünden daha çetin geçiyor elbette. Bugünü anlamak için düne bir bakalım isterseniz...
Kış aylarının en büyük dertlerinden biri de grip ve soğuk algınlığıyla gelen burun tıkanıklığıdır.
Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, Zeyd Bin Sabit'ten rivayetle, Hz. Ömer (r.a.) halife olduğu dönemde Fars ve Rum büyükelçilerinin kendisini ziyaret ettiğini ve onların iltifatları karşısında nefsinin bundan pay almasından korkarak bir garip bulduğunu ve bir su kırbasıyla bu garibin evine su taşıdığını anlatıyor.
Abdullah bin Zeyd (r.a) namazda iken kendisinde bir şey (yâni hades) vukû bulmuş gibi hisseden kimsenin hâlini Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e arzetti.
Cenâb-ı Hak, insanın kâinatı boş ve kavrayışsız bir nazarla değil; hikmeti idrâk edecek bir dirâyet ve basîretle müşâhede etmesi lâzım geldiğini ifâde eder. Kur’ân-ı Kerîm’de ateş ile ilgili ayetler mevcuttur. Yaşadığımız hayatta ateşin tüm güzelliklerinden faydalanmamıza rağmen ne kadar tefekkür ediyoruz.
Bugüne kadar Afrika’nın çeşitli bölgelerinde yüzlerce kuyu açan Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, yeni kuyular açmaya devam ediyor.