Ölümün soğuk ürpertilerinden kurtulmanın yegâne çâresi, ancak sâlihâne bir ömür yaşamaya gayret etmektir. Çünkü ölüme hazırlıklı olanlar, ölümden korku duymak yerine onu ebedî bir vuslat vesîlesi olarak telakkî ederler. Bunlar, “ölümü güzelleştirebilme”nin huzûruna ermiş mes’ud kullardır.
İnsan, ölüm ve âhiret hakîkatini er-geç görecektir. Fakat kabirde uyanmak insana fayda sağlamaz. Bu sebeple, asıl maharet; bu dünyada iken bu hakîkatleri idrâk edip gereğini yapmaktır. Hazret-i Mevlânâ şöyle der: “Sonunda sen de bunu anlayacak ve idrâk edeceksin ya, bari şimdiden kendine gel de son günü bugünden gör. Aklını başına al da, işin sonunu bugünden görmeye çalış. Hakîkati ve âhireti görecek gözünü, gafletle ve nefsânî temâyüllerle âmâ etme!”
Dünyevî meselelerde korku ve muhabbet, bir kalpte birleşmez. Fakat mâneviyatta durum farklıdır. Kâmil bir mü’min, Cenâb-ı Hakkʼın sayısız nîmetlerinin tefekküründe derinleştikçe, gönlü muhabbetullah ile dolar.
Cenâb-ı Hakk’ın sayısız nîmetlerinin kadrini bilemeyip basit, fânî ve süflî menfaatlerin peşine takılarak helâk olup giden vefâsız kimselerin hâli ne kadar ibretlidir. Bu hâle düşen kimse, sonunda fânî takıntıların bomboş olduğunu görür, ama her şey bitmiş olur.
Dünya hayatında yani bu fânî imtihan âleminde alınacak en mühim diploma; son nefeste alınan îman şehâdetnâmesi olduğu kul tarafından asla unutulmamalıdır.
Duâ, Allah’ın azameti ve ulviyeti karşısında kulun aczini itiraf etmesi, muhabbet ve tazim duyguları içinde Allah’ın lütuf ve yardımını taleb etmesidir.
Peygamber ahlâkıyla yoğrulan Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri gibiler, kalb-i selîme ulaşmış yüce gönüller oldukları için her hâllerinde Hazret-i Peygamber’in izinde yürürler. Dolayısıyla onlar ve onların izinden gidenler de, her hâlleriyle örnek birer ehl-i îmândırlar.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, üzerinde başta borç olmak üzere kul hakkı bulunan kimselerin bu dünyada iken muhâtabıyla helâlleşmesini emir buyurnuşlardır. Bu çerçevede borç alan ve verenin dikkat etmesi gereken bazı hushlar vardır.
Haccâc b. Yûsuf b. el-Hakem es-Sekafî, “zalim” lakabıyla meşhur Emevî valisidir.
Bütün güzel hâller, bir ömür Allâh ile beraber olma şuurunda yaşayabilmenin lutufkâr neticeleridir. Bu bakımdan Allâh ile beraber olabilmek, kulluğun en yüce bir zirvesi ve zarûretidir.