Cenâb-ı Hak cömert kulunu sever ve diğer insanlara da sevdirir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanların en cömerdi idi. Kendisinden önce ashâbını ve ümmetini düşünürdü.
Tasavvufi sohbetçilerin en mühim mes’ûliyetlerinden biri de, bu vazifeyi îfâ eden diğer kardeşleriyle gönül birlikteliğini muhâfaza etmek ve âdeta tek bir yürek hâline gelebilmektir. Bunun için de kardeşlerle ortak hareket etmek, müşterek eserleri okumak, aynı heyecanları paylaşmak gerekir.
Sohbet eden kişi, sohbet meclisine, tıpkı bir mâbede girer gibi edep ve huşû ile girmelidir. Üstlendiği vazifenin, her şeyden önce kendisi için büyük bir nîmet ve lutuf olduğunu düşünmeli, buna şükrâne olarak da kardeşlerinin maddî ve mânevî donanımından kendini mes’ûl hissetmelidir. Kardeşleriyle geçirdiği her ânı, son nefesiymiş gibi düşünerek iyi değerlendirmeli, hamd ve şükür duyguları içinde bulunmalıdır.
Sohbeti tesirli kılan “ihlâs”tır. Ancak samimî bir kalpten gelen sözler, kalplere yol bulabilir. Kelimelere yüklenen mânâların kalplere nakşedilerek muhâtapların şahsiyetini olgunlaştırması ve davranışlara intikâli, ancak ihlâs sâyesinde mümkün olabilir. Gerçek mânâda icrâ edilen bir mânevî sohbetin en mühim göstergesi, böyle bir tesir bereketinin görülmesidir.
Tasavvufi sohbetlerin ibâdet vecdiyle yapılabilmesi ve ondan arzu edilen neticenin hâsıl olabilmesi için, sohbet eden ve sohbete gelenlerin riâyet etmesi gereken bâzı âdâb ve kâideler vardır. Zira âdâbına riâyetle ve rûhânî bir heyecanla yapılan işlerden güzel netice alınırken, usulsüzce ve gâfilâne yapılan işlerden hayırlı bir netice alınamayacağı âşikârdır. Sohbet edenlerin vasıflarını sizler için derledik.
Altın Silsile’nin 25’inci halkası Muhammed Seyfüddîn Hazretlerinin hayatı...
Nakşîlikte sohbet ve ictimâîleşmek esastır. Bu sebeple, tek başına tenha bir yerde halvete girmek değil, zâhiren kalabalıklar içinde olunsa bile, kalben Hak Teâlâ ile halvet hâlini sürdürebilmek daha makbûl görülmüştür. Yani “kesrette vahdet” hâline ulaşabilmek tavsiye edilmiştir.
Allah dostlarının, insanların rûh ve kalbine tesir maksadıyla kullandıkları en mühim vâsıtalardan biri olan sohbet ve zikir meclisleri, ilâhî rahmet, huzur, rûhâniyet ve feyzin sağanak sağanak yağdığı dünyadaki cennet bahçeleridir. Zira nefsini tezkiye, kalbini tasfiye etmiş bir kimsenin sözlerinde, yaşadığı hâlin duyguları yüklüdür. Bu duygularla ve ihlâsla söylenen sözler, muhâtabın kulağından kalbine yol bularak, hayırlı tesirler hâsıl eder ve ebedî saâdete vesîle olur.
Rasûlullah Efendimiz, sahâbe-i kirâmı sohbetle yetiştirmiştir. Bu hususta pek çok misâl vardır. Bu sohbetler aynı zamanda Efendimiz'in nebevi eğitim metodunu da anlatır.
Sohbetler ne kadar ibâdet vecdiyle îfâ edilirse o kadar mânevî tecellî husûle gelir. Zira sohbetler, bir bakıma muhâtaba reçete yazmaktır. Kitaplar, numarasız gözlük gibidir. Kimlerin eline geçeceği bilinmeden meçhûle yazılan mektuplar mesâbesindedir. Sohbetler ise numaralı gözlük gibidir. Zira sohbette sözler ve kalpler, muhâtaplara göre ayarlanır.