Cennete giden yol Allah ve Resülü’nün çağırdığı yol, cehenneme giden yolar ise şeytan ve avanelerinin çeşitli reklam vasıtalarıyla allayıp pulladığı sahte yollardır.
Nübüvvetin son halkası, âlemlere rahmet olarak gönderilen Habibi Edibi Zi-Şan Efendimiz’in (s.a.v.) getirdiği şeriat, zaman ötesi, kıyamete kadar geçerli olacak ve tüm insanları Allah’a ulaştıracak tek doğru yol olan sırat-ı müstakîm’dir.
Orta yolu tutmak, ölçülü olmak, ibadet ve taatte, hayırlı işlerde haddi aşmamaktır. Ancak, mükemmeli yakalamaya çalışmak mü’minin görevidir. Bu konudaki ölçü, sırat-ı müstakîmden sapmamak, ibadetleri ve birtakım hayırlara yönelik faziletli işleri gücünün yettiği nisbette yapmak, yasaklardan ise kesinlikle uzak durmaktır.
Allah’a giden yollar insanların nefesleri sayısınca olsa da genel anlamda iki tanedir. Bunlardan biri; peygamberlerin, velilerin ve müminlerin yolu olan rahmet yolu/sırat-ı müstakim, diğeri de şeytana ve nefsine uyanların yolu olan lanet yoludur. Akıl sahibi insan, ömür sermayesini rahmet yolunda tüketir. Bu yol çetindir; inişi, yokuşu, engelleri, eşkıyası çoktur.
Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Dünya hayatında İslâm’ı yaşamak da böyledir. İslâm’ı tam olarak yaşamaya gayret etmek, Sırat köprüsünden geçmek gibidir. Burada nefse karşı mücâdele güçlüğüne katlananlar, orada Sırât’ı kolay ve rahat geçeceklerdir.
Allâh her şeyi işiticidir. O’nun işitmesi bizim işitmemizden münezzehtir. O’na gizli kalan hiçbir ses yoktur.
Rabbimizin yüce katından, dünyamıza inen her bir haber, Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle “BÜYÜK HABER”dir. İnsanların zihin dünyalarında dalgalar oluşturur. Önce, şaşkınlık, sonra hayret, sonra düşünme, sonra, sonra, sonra… Ne yapmalı? Kabul mü etmeli? Yalanlamalı mı? Görmezden mi gelmeli? Bu mesajı getireni ortadan mı kaldırmalı? Köstek mi olmalı, yoksa destek mi vermeli?
Hak dostu Veysel Karânî Hazretleri; bu imtihan âleminde Cenâb-ı Hakk’ın rızâsının nasıl bir zıtlığa rabtedilmiş olduğunu, yedi maddede[1] şöyle ifade ediyor. 1- YÜKSEKLİK ARADIM, TEVÂZÛDA BULDUM
Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık tekrar edilen “sırât-ı müstakîm” tabiri her türlü yanlışlık ve aşırılıklardan uzak, doğru, dengeli ve orta bir yol olarak takdim edilmektedir.
Îman, bir ışık kaynağına benzer. Nefsânî ve şeytânî rüzgârlar, bu ışığı söndürmek için ömür boyu her fırsatta esip dururlar. İşte ibadetler, bu menfî rüzgârlara karşı, îman ışığını koruyan bir fânus gibidir.