Bu yolda huzura kavuşmak, ancak teslîmiyetle elde edilir. Kimi evlâdından, kimi malından, kimi de daha farklı hususlardan iptilâlara düşer. Mü’minin (imtihan îcâbı) dünyada tam rahatlığı olmaz.
Dünyayı âhirete tercih etmek, kalbî hassâsiyetleri dumura uğratır. Bu yüzden kul, günahlara, onların vebâlinin ağırlığını hissetmeden, kolayca meyleder. Günahların iç sıkıntısını duymak bir yana, onlar âdeta tatlı bir mûsikî gibi kendisine hoş gelmeye başlar. Zira insan, hâdisât ve vukuâtı, kalbinin durumuna göre idrâk eder.
Kur'ân-ı Kerim'e göre hasedin tedavi şekli "Yusuf kıssası"nda anlatılarak, Hazret-i Yusuf'un kardeşlerine gösterdiği tavrı hasedi yenmek için örnek olarak verilir.
Ashab-ı kiram, her konuda bilgi sahibi olmak için Rasûlullah'ın (s.a.v) huzuruna çıkar sorular sorardı. Bazen öyle bir hal alırdı ki Peygamber (s.a.v) Efendimizin öfkesini celbederdi.
Teknolojinin insanı hayrete düşüren ilerlemeleri karşısında, gündemimize “teknoloji ahlâkı” diyebileceğimiz zaruri bir alan girmiş bulunmaktadır. Esasen ahlâk, teknolojiye değil, onu kullanan insana ait bir keyfiyettir. İnsan bozulunca, en masum nimetler bile şer âletine dönüşüverirler.
Îman esaslarından biri de, hayır ve şerrin Allah Teâlâʼdan olduğuna inanmaktır. Cenâb-ı Hak ile kalbî irtibâtı sağlam olanlar, başlarına gelen müsbet-menfî her şeyin, aslında ilâhî bir imtihan tecellîsi olduğunu bilirler.
Zor dönemlerden geçiyoruz. Asırlar öncesinden anlatılan, şerlerinden emin olmak için duâlar yapılan, sağlam kulplara sarılıp evlerimize çekilmemiz tavsiye edilen “şedîd” zamanlardayız…
Altınoluk Dergisi Yazarı Neslihan Nur Türk, şerre davetiye çıkaran üç temel vaziyeti ele alıyor.
Tasavvufi terbiyeyi Müslümanın gönül kıvamı için hayati önemde gören ve bu anlamda bir misyonu olan Altınoluk Dergisi bu ay dosya konusu olarak Kutlu Doğum mevsiminde gönüllerimizi yoklama çağrısı yapıyor: "Gönül Bağımız Kopmasın".
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bugünkü gündem yazısında "takva" ve "fücur" kavramlarına, hayır ve şer çatışmaları değindi.