Ashâb-ı kirâm, İslâm ahlâkıyla yüceldikçe, tevâzûda da erişilmez bir zirve hâline geldiler.
Prof. Dr. Ömer Çelik, ömrünü İslâm için hizmete adayan Selman-ı Farisî Hazretleri'nin valiliği sırasında yaptığı ilginç bir konuşmayı naklediyor.
Şeyh Sâdî buyurur: “Bir bedevî gördüm. Oğluna diyordu ki: «‒Evlâdım! Kıyâmet günü sana, “Ne kazandın?” derler. “Hangi neseptensin?” demezler! Yani amelini sorarlar. “Baban kimdir?” demezler...»”
Gönlümüz ve dilimiz, ilâhî hikmet ve esrârını yansıtan bir ayna olursa; oradan bütün mahlûkâta karşı şefkat, merhamet, lütuf, af, güzellik ve ihsanlar yayılır. Nefsimizin hoşuna giden şeylerden sakındırmak için Peygamber Efendimiz -sellallahu aleyhi ve sellem- bakın neler söylüyor!..
Allâhʼın kullarını hor görüp küçümsemek yasaktır. Buna mukâbil, herhangi bir kimseye de sanki Cennetlik olacağını biliyormuş gibi teminat verircesine iltifatlarda bulunmak da son derece yanlıştır.
Muâhât, tarihte eşi ve örneği gösterilemeyen bir hâdise-i ictimâiyyedir ki hiç bir millette bu birlik görülmemiştir.
Kureyşlilerin Medine’ye karşı son saldırı hareketi olan Hendek Gazvesi, düşmanın hücumundan korunmak için Medine’nin etrafına hendek kazılması sebebiyle bu adla anılmıştır.