ruhumuz

Hak'tan Ayrı Düştü Yandı Pişti

Mesnevî’nin ilk onsekiz beyti, Mevlânâ’daki fikrî incelik, maharet ve mânâ enginliğini gösteren sırlar deryâsıdır. Onun için Mesnevî’nin bu giriş bölümü, beyit-beyit, kelime-kelime, hatta harf-harf açıklanmış ve nice zengin şerhler yapılmıştır.

Dünyada Ruh Sağlığı Hastalıkları Artıyor

Uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmada dünyanın her ülkesinde ruh sağlığı bozukluklarında artış olduğu tespit edildi.

Çalışmak İbadettir

Müslüman, işimi nasıl çabuk bitirsem de başıboş kalsam diye bakmaz. Zaten bu onu rahatsız eder. Bedeni dursa da ruhu duramaz, yerinde kıpır kıpırdır. Müslüman ibadetten ibadete, çalışmaktan çalışmaya koşar.

Mahbubunu Arayan Sevgili

Cenâb-ı Hak, insanoğluna içinde korku olmayan, mutluluk deposu, mânevî neşe kaynağı, sevgi madeni, dostluk madeni, aşk ve hayranlık madeni, harika bir öz üfledi. Bu bizim rûhumuzdu. Mutlu olmamız için bedenimizi rûhumuzun yönetmesi gerekiyordu. İşler yolunda gitmedi; nefis sultan oldu bedene, ruh çok örselendi. İbadetler dahî ruhsuz olunca işler daha beter sarpa sardı.

Ruhun Üçüzleri: Akıl, İrade ve Vicdan

“Akıl göz, vahiy ışıktır.” Gözünü yuman kendini karanlıkta bırakır. Müslüman ne gözden ne ışıktan geçebilir. Bu zor şartlarda şeytanlaşmış düşmanlar içinde yaşamak zorundaysak, “mankurtlaşmış zombiler üzerimize salınacaksa gözümüzü de, gönlümüzü de dört açmak zorundayız demektir.

İmanın İlk Meyvesi Nedir?

Kâmil bir mü’min, gönül insanıdır. Merhamet, şefkat ve diğergâmlık, onun gönül dokusunun en belirgin vasfıdır. Kulu kalben Rabbine yakınlaştıran ilâhî bir cevher olan bu vasıf, aynı zamanda îmânın da bu âlemdeki en büyük şâhidi ve delîlidir. Nitekim in­san rû­hu­nun ula­şabileceği ol­gun­luk se­mâ­sı­na çı­kışın yegâne yo­lu, mer­ha­met ve şefkat ba­sa­mak­la­rın­dan geç­mek­te­dir.

Kalbin Seviyesini Gösteren En Mühim Pusula

Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de şöyle diyor: “Aşk, muhabbet, dostluk gibi hususların cümlesi vefâya bağlıdırlar ve dâimâ vefâlı olan kimseyi ararlar. Onlar, vefâsız bir gönüle aslâ yaklaşmazlar.” (c.5, 1165)