Osmanlı'da Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde memleketin her tarafında, her karış toprağında adâlet, hak ve hukuk hâkim durumda idi. İşte bunu kanıtlayan canlı bir hikaye...
Fâtih Sultan Mehmed, toplumun korunmaya muhtaç fertleri için en hassas edep ve şefkat ölçülerini aksettiren ulvî kâideleri asırlarca evvel ortaya koyuyordu.
Bütün kâideler, hattâ şer’î hususlar bile onları tatbik eden kimselerin kalbî âlem, olgunluk ve istikâmetlerine göre netice verir. Zira kânunlar, keskin bir bıçak veya silâh gibidir. Hak ve adâleti tevzîde de kullanılırlar, nefsin galebesiyle binbir zulme de âlet edilebilirler. Yani bıçak veya silâh, onları elinde tutanın durumuna göre hayra veya şerre kullanılabilir.
Hattat Hamid Aytaç, Hat sanatını kıymetli yapan 3 sebebi açıklıyor.
Şan ve şeref dolu bir tarih ile yüce bir mîras bırakıp da bizleri âbâd eden Osmanlı’yı, âdeta bugünleri düşünerek «kardeş ve evlât katli»ne zorlayan şartlar nelerdi?
Osmanlı İmparatorluğu döneminde kardeş ve evlât katli meselesi, alternatifsiz iki büyük mecbûrî tehlikeden en hafifini tercih etmek zarûretine binâen, nâçâr bir şekilde tatbik edilmiş bir hâdisedir. Birçok kritik durumda ortaya çıkan bu çaresizliği açıkça şu örneklerde görmek mümkündür.
Gâzi Sultan Fâtih Mehmed Han, tedkîk edildikçe derinleşen, derinleştikçe deryâlaşan bir zâhir ve bâtın sultânıdır. Onun her sahada gösterdiği muvaffakıyet ve faâliyetler, müstesnâ bir mahâretle gerçekleştirdiği kalem ve kılıç işbirliğine dayanmaktadır.
Hat sanatı, Osmanlı'da sultanların ilgi duyup yoğun devlet işleri arasında çalıştığı bir İslami sanattır.
Hat sanatını kâmil manada icra edebilmek için gerekli olan 3 şart.
Osmanlı’nın nice sanat dallarından idâreye kadar hemen her sahada kaydettiği terakkî ve seviyeyi iktibas eden Batı, yalnızca hat sanatımızı iktibas edememiştir.