Bizler o büyük gün gelip çatmadan evvel, kendi iç muhâsebemizi yapmalıyız. O çetin hesap gününü düşünerek amel defterimizi bugünden aklamaya çalışmalıyız.
Âhirette bütün amellerimizden, dünyada yararlandığımız nîmetlerden, konuşmamız gerektiği yerdeki susmalarımızdan, susmamız gerektiği yerdeki konuşmalarımızdan, bütün yapıp ettiklerimizden, ibadet ve hayırlarımızın ne kadar hâlisâne, ne kadar riyâ ve başka niyetlerle karışık olduğundan hep hesâba çekileceğiz. Orada iç dünyamızı ve hâlimizi en net şekliyle seyredeceğiz.
Erkam Radyo programcılarından Araştırmacı-Yazar Fahri Sarrafoğlu Bey'in, Osman Nûri Topbaş Hocaefendi ile yaptığı İstanbul'un Sırları Özel Mülâkâtını istifadenize sunuyoruz.
Cenâb-ı Hak cömert kulunu sever ve diğer insanlara da sevdirir. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz insanların en cömerdi idi. Kendisinden önce ashâbını ve ümmetini düşünürdü.
Câhil ve görgüsüz kimselerin, ârif ve olgun kimseler hakkındaki ileri-geri konuşmaları, o zâtların kıymetinden bir şey kaybettirmez.
Allah Teâlâ, her insanın iç dünyasını birbirinden farklı yaratmıştır. Bu sebeple topluluğun bulunduğu yerde görüş farkının vukû bulması gâyet tabiîdir.
Sohbet eden kişinin sözü, yumuşak ve gönül alıcı olmalıdır. Zira hiç kimse sert sözlerden ve kabalıktan hoşlanmaz. Gönüllere girebilmenin en güzel yolu, tatlı dil, yumuşaklık ve tevâzûdur.
Ümmetin Allah Rasûlü’ne duydukları dâsitânî muhabbet tezâhürlerine dâir daha söylenecek pek çok söz, nakledilecek sayısız misal vardır.
Hasret dolu gönüllerle Peygamber Efendimize izhâr edilen binlerce eser yazılmıştır.
Bir muvaffakıyetin değeri, ona ulaşmak için katlanılan güçlükler nisbetindedir.