Erkam Radyo'da icra edilen "İftar Sevinci" programında Osman Nûri Topbaş Hocaefendi ile yapılan özel mülâkat...
Peygamber Efendimiz’in hayâtı, insanoğlunun başına gelebilecek hemen hemen her hâdise için örnek alınabilecek davranış güzellikleriyle doludur. Yeter ki, O’nu yakından tanıyıp, Sünnet-i Seniyyesi muhtezâsınca yaşama gayreti içinde olalım.
Ramazân-ı Şerîf, aynı zamanda güzel bir kulluk terbiyesidir. Allâh’a samîmî bir gönülle kul olamayanlar, neticede kula kul olmak gibi kötü bir âkıbete dûçâr olurlar. Bu hâl ise insanlık haysiyet ve şerefine yazık etmektir.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, infâkın zekâttan farkını ve sadece zekât vermenin kâfi olup olmadığını anlatıyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir kardeşinin ihtiyacını görmek için yürürse, Allah Teâlâ onu yetmiş beş bin melek ile gölgelendirir. Bu melekler ona duâ ederler. O işi bitirinceye kadar ilâhî rahmet deryâsı içinde olur. Kardeşinin işini görüp bitirdiğinde ise kendisine bir hac ve umre sevâbı yazılır…” (Heysemî, II, 299; VIII, 193)
Bir vâli düşünün ki, halktan biri zannedilip sırtına yük yükleniyor; o ise incinmiyor, aksine yükü evine kadar taşımaya razı oluyor… Böylesi bir tevâzû mümkün mü?
Hz. Hüseyin’in (r.a.) tevâzûsuyla fakir sofrasına oturması bize ne öğretiyor?
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, oruç ve takvâ ile ilgili ayet-i kerimeyi açıklıyor...
Bir hükümdar aradı, bir veli buldu… Hazret-i Mevlânâ’nın anlattığı bu ibret dolu hâdisede, kalplerin gerçek sultanı kimdir, görün!
Allah korkusuyla yoğrulmuş bir gönül, tevazu ile şekillenmiş bir idare: Hazret-i Ömer (r.a.), bir sahâbî hanımın nasihatlerini dinlerken bize gerçek adalet ve kulluğun ne demek olduğunu gösteriyor.