Bu dünyadan gidenler, ister köle, ister pâdişah gibi gitsinler, oradaki bütün sermâyeleri, ne götürdülerse odur. Orası; sapla samanın ayrıldığı, nice mahrumların hazinelere kavuşup nice gâfil zenginlerin de ebediyet fukarâsı ve mahşer dilencisi olduğu bir yerdir. Orada yalnızca Hakk’a sâdık kulların sadâkatlerinin, selîm kalplerinin ve sâlih amellerinin faydası vardır.
Ölümü bir hüsran olmaktan kurtarıp bir zafere dönüştürebilmek, onu mâtem değil de bir “Şeb-i arûs” hâline getirmek, ölüme hazırlanıp ölmesini bilenlerin kârıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bütün müslümanları kendisi gibi insanlığın selâmeti için çalışmaya ve duâ etmeye teşvik ederlerdi. Bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Allah katında, kulun şöyle demesinden daha sevimli bir duâ yoktur:«Allâh’ım! Ümmet-i Muhammed’e umûmî bir rahmet ile merhamet eyle!»”
Kıyâmet günü insanlar çok çetin ve şiddetli bir hesap ile karşılaşacaklardır.
Uhud Savaşı Müslümanlar ile Mekkeli müşriklerin arasında geçen ikinci savaştır. Bu savaş esnasında yaşananların pek çok hikmeti vardır.
Kulluğun ehemmiyetli vazifelerinden birisi de "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istendim" buyuran Allah-u Teâlâ'yı, Kur'an-ı Kerim ve kainat kitabı ışığında tefekkür etmektir. Peki ümmetine her yönde kılavuzluk yapan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl tefekkür ederdi?
Cenâb-ı Hakk’a hakîkî mânâda kulluk yapabilmek ve bu sûretle mârifetullâha ulaşmak, zikrin kalpte kazandığı mevkî ve hissedilişindeki derinlik nisbetinde gerçekleşir. Bu sebeple Yüce Rabb'imiz şöyle buyurmuştur: “Rabb'ini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)
Şehîd olmak, hakîkatte ölmek değil, bizim farkına varamadığımız bir hayat keyfiyeti içinde ebedî nîmetlere mazhar olmaktır. Bu bakımdan Allâh Teâlâ şehîd kulları hakkında “ölü” denilmemesini emretmektedir.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin eserinden tiyatroya uyarlanan Ziyafet Sofrası oyunu 21 Kasımda Üsküdar'da sahneleniyor.
Ölen kimsenin ruhu dünyayla irtibat kurabilir mi? Ölüler konuştuklarımızı duyar mı? Bu konu hadislerde şöyle nakledilir...