Her medeniyet, kendi insan tipini vücûda getirir. O insan tipi de, mensup olduğu medeniyetin sıfat ve karakterleriyle âhenk arz eder. İslâm medeniyetinin inşâ ettiği insan şahsiyetinin zirvesi ise; gönüllerini bütün mahlûkâtı şefkatle kucaklayan bir rahmet dergâhı hâline getirmiş olan “vakıf insan”lardır.
Osmanlı padişahları, cihana önünde diz çöktürmüştür. Ancak, söz konusu din büyükleri olduğunda, onların önünde diz çökmeyi şeref bilmişlerdir.
Orhan Gâzî (1281-1360), Osmanlı sultanlarının ikincisidir. Babası Osman Gâzî, annesi ise Osmanlı Devleti’nin mânevî mimârı Şeyh Edebali’nin kızı Mal Hatun’dur. Genç yaşından itibaren Bizans tekfurları ile yapılan gazâlara iştirâk ederek yetişti. Esir alınan Yarhisar tekfurunun Müslüman olan kızı Nilüfer Hatun ile evlendi. Orhan Gâzî’nin ve devlet ricâlinin şahsiyeti de, babası Osman Gâzî gibi Şeyh Edebali Hazretleri’nin mânevî terbiyesi ile şekillenmiştir.
Tarihimizde özellikle âbid ve zâhidlerin ve hatta bazen âlimlerin, devlet ricâline uzak durma gibi bir sünnetleri olagelmiştir. Sözünün dinleneceği hüsn-i zannına sahip âlim ve âriflerin, iktidardakileri zaman zaman uyarmaları ve onları yanlıştan korumaları hem dînî, hem insanî ve hem de vicdânî bir zarurettir.
Sultan 2. Murad Hân’ın kazandığı en parlak zafer 2. Kosova harbidir. Zira bu harp neticesinde haçlıların taarruz irâde ve kâbiliyeti tamamen kırılmış ve 150 sene yerlerinden kıpırdayamayacak bir hâle gelmişlerdir.
Osmanlı pâdişahlarının üçüncüsü olan 1. Murad Han (1326-1389), Anadolu'da sükûn ve huzuru kısa zamanda sağladıktan sonra istikametini Rumeli'ye çevirmiş ve Haçlılarla savaşarak tarihin akışını değiştirmiştir.
Babasının ihlâs ve irâdesini, ağabeyinin rızâsını ve evliyâullâhın duâsını alarak zirvelere yürüyen sultan Orhan Gâzi'nin (1281-1360) manevi portresi.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin Altınoluk Dergisi'nin Kasım sayısında yayınladığı "Hayırlı Ümmet" makalesinin ikinci kısmını istifadelerinize sunuyoruz.