İlâhî sır ve hikmetlerden nasîb alabilmek, nefsânî arzulardan sıyrılıp “hiçlik” hâline varabildikten sonra başlar. Bunun içindir ki tasavvufun gâyesi de; ilâhî kudret, azamet ve saltanat karşısında, kulun kendi âcizliğini idrâk ederek Rabbine tam bir teslîmiyetle itaat etmesidir.
Mûsâ Topbaş Efendi, mânevî terbiyenin zarurî olduğuna inanır ve her fırsatta din kardeşlerine bu hakîkati hatırlatırdı.
Es‘ad Erbili Hazretleri, nefsin hîlelerinden hiçbir zaman emîn olmamak ve ona karşı devamlı mücâhede etmek gerektiğini ifâde etmiş ve muhtelif mektuplarında şöyle buyurmuştur: