Selmân -radıyallâhu anh- din kardeşliği hukûkuna çok riâyet ederdi. Hattâ vâlisi olduğu Medâin’den tâ Şam’a kadar yürüyerek gidip kardeşi Ebu’d-Derdâ’yı ziyarette bulunurdu.
Kin ve öfkenin zararından kurtulabilmenin en iyi yolu baştan kızmamaktır. Sabredip öfkesini yenebilen kişinin mükâfatı nedir? Bu sorunun cevabını da aşağıdaki hadîs-i şerîften öğreneceğiz.
Bizler, elbette evladımızı istikbale hazırlamaya çalışacağız. Geleceğe dair planlar yapacağız; bunları ne kadar ciddiye aldıklarını takip edeceğiz. Ancak hepsinden önemlisi, evladın ebedî saadetini düşünmektir. Onların cehennem yakıtı olmamaları yönünde çaba harcamaktır.
Hak dostu Veysel Karânî Hazretleri; bu imtihan âleminde Cenâb-ı Hakk’ın rızâsının nasıl bir zıtlığa rabtedilmiş olduğunu, yedi maddede[1] şöyle ifade ediyor. 1- YÜKSEKLİK ARADIM, TEVÂZÛDA BULDUM
Bugün maalesef vakitlerimizi gıybet, tecessüs, fazla uyku gibi boş işlerle harcamaktayız. Allah’ın ihsan ettiği duyularımızı amacı dışında kullanma ve gücümüz yettiği halde pek çok hayır işini ihmal etmekteyiz. Allah dostları bu gaflete engel olmak için pek çok kural ve uygulama ortaya koymuşlardır. İşte vaktinizi iyi kullanmak için üç öneri...
Mü’minin hayatına mânâ ve kıymet katan en mühim vasıflar, ihlâs ve takvâdır. Çünkü ihlâs ve takvâ ile Cenâb-ı Hakk’a kulluğu zirveleştirmek, hayatın ana gâyesi ve kulun varlık hikmetidir.
Dünya, âhirete kıyasla “gündüzün bir saatten de az bir vaktinde bir ağaç gölgesinde gölgelenmek” kadar kısa… Lâkin bu kısa anlar topluluğu, ebedî hayatımızın nasıl olacağının belirleyicisi… Âhiret için azık elde etmeye geldiğimiz bu dünya, ne mal biriktirmek, ne varlıklarla öğünmek için bulunduğumuz bir yer…
Hak dostu, meşhur tâbiriyle; “insan-ı kâmil”dir. Yani Allah Teâlâ’nın insanoğlundan istediği ideal ve model şahsiyettir. Bununla birlikte, her velî zâtın husûsiyetleri aynı değildir. Kendileri “kâmil” olsalar da içlerinden ancak “kâmil ve mükemmil” olanlar, yani başkalarının da mânevî tekâmülüne hizmet edebilecek durumda olanlar, irşâda memur ve mezun edilerek “mürşid-i kâmil” olurlar.
Dünyayı âhirete tercih etmek; geçici olanı kalıcı olandan, damlayı deryadan, çer-çöpü pırlantadan kıymetli görmek gibi, hazin bir hamâkattir. Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleriʼnin buyurduğu üzere, bu hamâkate dûçâr olanların en bâriz vasıflarından biri “cehâlet”tir.
Tasavvuf, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ve ashâb-ı kirâmın vecd içinde yaşadığı “takvâ hayatı”dır. Tasavvufla ilgili yapılan belli başlı bazı tarifler.