Bir nefesi rahatça alabilmemize karşılık, bütün varlığımızı isteselerdi ne yapardık acaba? Ya da bir gözümüze, bir kulağımıza karşı nelerden tâviz vermezdik ki?!.. Muayyen vakte hasredilmiş ömrümüzde Rabbimizin bizden istediği ne, peki?! Kısaca nimeti vereni bilmek ve O’ndan gâfil olmamak!..
Dünya hayatı, insanoğlu için bir imtihan dershânesidir. Her insanı; meçhullerle dolu bir son nefes geçidi, ardından uzun bir kabir âlemi, akabinde de muazzam bir kıyâmet sabahı beklemekte… Çok uzak gibi görünse de hepsi yarın kadar yakın…
“Ben nasıl olsa gencim, daha önümde uzun yıllar var, daha sonra tevbe edip hâlimi ıslah ederim, Allah affeder…” deyip ibâdetleri, sâlih amelleri ve tevbeyi sonraya ertelemek, büyük bir gaflettir.
Havadaki oksijen ciğerlerimize nasıl dolar? Koştuğumuzda ya da ateşlendiğimizde hızlanan, istirahatte yavaşlayan bir solunumun hızı neye göre ayarlanır? Bize çok sıradan gibi görünen bu hâdiselerin her biri mûcizevî detaylara sahiptir.
Vücudumuzun oksijene olan ihtiyacı, nasıl ve ne zaman tespit edilmiştir? Onu bizim istifade edebileceğimiz şekilde atmosfere kim yerleştirmiştir? Bir nefesimize teslim olup içeri nasıl girer, niçin hiç direnmez?
Âhiretin sonsuzluğu karşısında deryadan bir damla hükmünde bile olmayan hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. O hâlde “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katı sessizliği cevap olarak yükselecekse, böyle bir gafletle ziyân edilmiş fânî bir hayattan daha acı ne olabilir?..
Âşığın nefesi neyle buluşunca aşk olur. Hû olur. Gönüllere dokunur. Hay olur, cana can katar. Nefesin güzelliği, insan denen neye ilk üfleyen nefisler ve nefesler sahibinin güzelliğindendir.
Bilim adamları, nefes alma ritminin beyinde duygusal kararları ve hafızayı güçlendiren elektriksel aktivite meydana getirdiğini ortaya koydu.
Rabbimizin bizim için yazdığı değişmez yazıya "kaderimiz" diyoruz. O kaderle doğup nefes alıyoruz bu âlemde. Yediğimiz içtiğimiz, baktığımız duyduğumuz, düşünüp yaptığımız her şey o kaderin tecellisidir.
Şeyh Edebali Hazretleri’nin en büyük eseri, birçok zevât-ı kirâmın yaptığı gibi kitaplar değil, birbirini takip eden îman ve İslâm yolunda seferber mücâhid nesiller olmuştur. Bu anlamda 623 senelik Osmanlı cihan devleti de Edebali silsilesinin böyle bir gönül eseridir.