Ezelde Allâh -celle celâlühû- yalnız kendisi mevcûd iken bilinmeyi murâd edip yüce sıfatlarının ve esmâ-i ilâhiyesinin tecellîsi ile bu kâinâtı yaratmıştır.
Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’in bir benzerini vücûda getirmeleri husûsunda kıyâmete kadar gelecek olan bütün ins ve cin âlemine meydan okumaktadır. Kur’ân sûrelerinin benzerini vücûda getirmek husûsundaki bu Kur’ânî meydan okuma, o günden beri cevapsız kalmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm, üslûbundaki fesâhat, belâğat ve ihtivâ ettiği ahkâmın şâheserliği yanında, mânâ ve muhtevâsıyla bütün mekân ve zamanlara hitâb etmesi ile de hiçbir peygambere nasîb olmamış bir kitâbdır. Bu üstünlükler, onun kıyâmete kadar devâm edeceğinin ve Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in de en kalabalık bir ümmete sâhib olacağının en bâriz bir nişânesidir.
Kur’ân-ı Kerîm’in bütün varlıkları kuşatan tesir ve teshîrinin hikmeti, nübüvvet halkasının son Peygamber Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile nihâyete erdiği ve bundan sonraki bütün zaman ve mekânlar O’na âit olduğu cihetle Rasûlullâh’a vâkî olan vahyin kâmil manzûmesini teşkîl etmesidir.
Kur’ân kıssalarında peygamberler, beşeriyyetin her bakımdan en mümtaz şahsiyetleri olarak takdîm edilir. Bunlar, kesbî bir gayretle değil, ilâhî bir tâyinle seçilmişlerdir. [1]
Kur’ân kıssalarının en mühim husûsiyetlerinden biri de, tekrarlardır. Tekrar, Kur’ân-ı Kerîm’de diğer mevzûlardan ziyâde kıssalarda kendini gösterir. Her sûrede bir kıssa zikredilmemekle beraber bir kıssa aynı sûrede de tekrarlanmamıştır. Bu, aslında tam bir tekrar şeklinde de değildir; sûrenin umûmî havası içerisinde siyâk ve sibâk münâsebetiyle her seferinde farklı ayrıntılar ihtivâ eden bir üslûb âbidesidir.
Bir gün fakir bir bedevî Hazret-i Ali’den sadaka ister. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-, o an için başka bir imkânı bulunmadığından, yerden bir avuç kum alır ve bir şeyler okuyarak kuma üfler.
Biz âciz kullarını îmânın neşve ve huzûru ile merzûk kılan Allâh Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’ne hamd ü senâlar olsun! İnsanlığı zulmetten nûra gark etmeye vesîle olan kâinâtın Fahr-i Ebedîsine salât ve selâm olsun!
Kur’ân-ı Kerîm, hâdiselerin özüne dikkat çeker. Zaman ve mekân unsurlarına ve onların isimlerine umûmiyetle fazla önem vermez. Zîrâ hâdiselerin ibret gâyesine hizmet etmeyen ayrıntılarına girmek, mes’eleyi teferruâta boğar ve kıssadan çıkacak hisseyi matlaştırarak onu anlaşılması güç bir hâle getirir.