Kur’ân-ı Kerîm bir insanın haksız yere öldürülmesinin ne kadar büyük bir cinâyet olduğunu ve bir insanı ölümden kurtarmanın ne kadar hayırlı bir amel olduğunu şöyle beyân eder: مِنْ أَجْلِ ذلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي اْلأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا “Bundan dolayıdır ki İsrâîloğulları’na şöyle yazmıştık: «Kim bir kimseyi bir cana mukâbil veyâ yeryüzünde çıkardığı bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse o takdirde bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa o takdirde bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir…” (el-Mâide, 32)
Şeytanın iğvâsıyla Cenâb-ı Hakk’ın emrine muhâlefet eden Âdem -aleyhisselâm- ile Havvâ vâlidemiz, cennetten çıkarılıp dünyâya gönderildiler.
Dînin gâyesi, Hakk’a lâyıkıyla kulluk edecek, güzel, zarîf, hassas ve derin insan yetiştirmektir. Bu kemâl, ancak tefekkür ve tehassüs itibâriyle ulvî mertebelere ulaşabilenlerde gerçekleşir.
Allâh Teâlâ’nın kullarını imtihân etmesi, O’nun Hazret-i Âdem’i yaratmasıyla birlikte tatbîk mevkîine koyduğu bir murâd-ı ilâhîsidir.
Cenâb-ı Hak, insan neslinin atası olan Âdem -aleyhisselâm-’ı mahlûkâtın en mükerremi kılarak cennette yaratmıştır.
Allâh Teâlâ, Hazret-i Âdem ve Havvâ -aleyhimesselâm-’ı yarattıktan sonra onların her türlü nîmetlerle dolu cennette yaşamalarına, yasak ağaç dışında cennetin nîmetlerinden istedikleri şekilde istifâde etmelerine müsâade etti.
Yeryüzündeki ilk kadın, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’in (a.s.) eşi ve insanlık aleminin anası: : Hz. Havva (a.s.) nasıl yaratıldı?
Rivâyete göre melekler, Hazret-i Âdem’e secdeden başlarını kaldırdıklarında, “Azâzîl” ismiyle bilinen ve çok ibâdet etmekle meşhûr olan cinnîyi, yâni şeytanı, secdeden kaçınmış ve çirkin bir sûrete dönüşmüş hâlde gördüler. Allâh Teâlâ’nın emrine itaat nîmetine şükür için hep birlikte tekrar secdeye kapandılar.
Evvelce temas etmiş olduğumuz üzere Âdem -aleyhisselâm-’ın şahsiyetinde kıyâmete kadar dünyâya gelecek olan bütün insanlık meknûz olduğundan, insanın tekrîmi keyfiyetinde herkesin bir hissesi vardır. Ayrıca Hazret-i Âdem’in şahsında bütün insanların da, şeytanın düşmanlığına muhâtap olduğu bir gerçektir. Çünkü nefsin sâhip bulunduğu bütün temâyüllerin ortaya çıkmasına kulun imtihânı nokta-i nazarından ihtiyaç vardı.
Cenâb-ı Hak Âdem -aleyhisselâm-’ı yaratıp rûhundan üfledikten ve ona isimleri tâlim buyurduktan sonra meleklere yönelerek Hazret-i Âdem’e secde etmelerini emretmiştir.