İnfâk eden kimse, infâkı alan kimseye karşı derin bir teşekkür hissiyâtı içinde olmalıdır. Zira bu sâyede kendisi mes’ûliyetten kurtulup, niyeti ölçüsünde büyük bir ecre nâil olmaktadır.
Gönül almanın ve gönle girmenin en kolay ve emin yolu, hizmetten geçer. İnsanın hayat kalitesini geliştirmesi ve mânen seviye kazanması bakımından, gönül himmeti alması önemlidir. Özellikle sâlihlerin, Rabbânî âlimlerin, mahzunların, muhtaçların ve mazlumların dualarına vesile olacak hizmetler, gönül himmetine nâiliyyet bakımından bulunmaz feyz kaynaklarıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Asıl yoksul, kendisine yetecek malı bulunmayan, muhtaç olduğu bilinip de kendisine sadaka verilmeyen ve kimseden bir şey dilenmeyen kimsedir." buyuruyor. Bu insanların dilenci olmadığını ve gerçekten muhtaç olduklarını işaret ederek aranıp bulunmasını tavsiye ediyor.
Nevşehir'de, ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına bayramlık kıyafet temin etmek için "Her çocuk bayramlık ister" sloganıyla sosyal medya üzerinden kampanya başlatan gençler, dükkan dükkan dolaşıp yardım topluyor.
Etiyopya'nın bazı eyaletlerinde yaşanan şiddetli kuraklık nedeniyle gıda yardımına ihtiyaç duyan insanların sayısının 5,6 milyondan 7,7 milyona çıktığı bildirildi.
Aziz Mahmut Hüdâyi Vakfı’nın İstanbul genelinde yapmış olduğu yardım faaliyetlerini yürüten ekibin içerisinde yer alıyor Ömer Kişi. Ekip arkadaşlarıyla birlikte, ihtiyaç sahibi yaklaşık 5 bin aileye her gün düzenli olarak erzak ve diğer muhtelif insani yardım malzemeleri dağıtıyorlar. 15 yıldır Hüdâyi Vakfı Saha Operasyon Sorumlusu olarak çalışan Ömer Kişi ile yardım hizmetleri hakkında konuştuk.
Oruç, sadece uzuvlarla tutulmamalı, gönlün de nasîb aldığı duygulu ve feyizli bir ibâdet olarak icrâ edilmelidir. Nitekim yalnız mîdeyi aç bırakarak tutulan oruç hakkında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “O kişiye yalnız açlık ve susuzluk kaldı.” buyurmuştur.
İnsanın her şeyden evvel kendi üzerinde hakkı vardır. Sonra âile efrâdı, daha sonra ise akrabâ ve yakınları gelir. Mîras hukukunda da aynı yakınlık ve hak sırasına riâyet edilmiştir.
Sadakayı, ona en lâyık olana vermeye çalışmak, mühim bir infak âdâbıdır. Yani işin kolayına kaçıp rastgele vermek değil; “Onlar ki zekât vermek için faâliyet gösterirler.” (el-Mü’minûn, 4) âyetinde işâret edildiği gibi, hakkın tam yerini bulması için, bir ibâdet vecdiyle, ciddî bir emek sarf ederek verebilmektir.
Cenâb-ı Hak, insanı kâinatın en şerefli varlığı kılmış, yarattığı her şeyi de ona emânet etmiştir. Kendisine lütfedilen büyük bir salâhiyetle yaşayan insanın, Halık’ına karşı ciddî bir kulluk şuuru ve ihsan duygusu içinde bulunması zarurîdir.