Hayat denilen, imtihan günlerinin herhangi bir sabahına uyandık. Abdestimizi aldık, kahvaltımızı yaptık. Aracımıza bindik; “Âyete’l-Kürsî”lerimizi, günlük virdlerimizi okuyarak hizmet mekânımıza doğru yola çıktık. Yaklaşık yirmi dakika sonra, her biri hizmet eri olan dostlarımızla selâmlaştık. Öğretmenler odasında zilin çalmasını beklerken arkadaşlarımızla her zamanki gibi hasbihâl ediyorduk.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi "Kardeşliğe Davet..." başlıklı birlik ve beraberlik mesajı yayınladı. İşte o mesaj:
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, zahîri ve bâtini farzlardan bahsettikten sonra, müminin sıfatlarından bahsediyor. Sohbetin sonunda da Mevlânâ Hazretleri'nin nefs hikayesini anlatıyor.
Din kardeşliğini muhâfazada titiz olmak ve dargınlığa mahal vermemek, bir îman zarûretidir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Peygamber Efendimiz’e ve mukaddesetamıza dil uzatan cahillere karşı gerekli tavırları almamız hususunda uyarılarda bulunuyor.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin Ocak ayında yayınlanan "Hayırla Yâd Edilmek" başlıklı makalesini istifadelerinize sunuyoruz. Hayırla yâd edilmenin ipuçlarını bulacağınız yazıda, Hocaefendi, dâima amel-i sâlihlerde bulunmanın öneminden bahsediyor.
Müslüman, merhametli, hassas ve rakik bir gönle sâhip olmalı ve kimseyi incitmemelidir. Çünkü Allah Rasûlü’nün târif ettiği ve istediği mü’min, herkesle ülfet eden ve kendisiyle ülfet edilen bir gönül insanıdır.
Kulu, yaratılışındaki esas gâye ve maksada ulaştıran her türlü yol ve vâsıta, bir vesîledir. Allâh’a yaklaşmak için bu vesîlelere sarılmaya da tevessül tâbir olunmuştur. Daha husûsî mânâda ise, duânın kabulüne sebep olacağı ümidiyle başta esmâ-i hüsnâ, Kur’ân-ı Kerîm, sâlih ameller, peygamberler ve sâlih zâtlar vesîle kılınarak Allah’tan bir şey istemek, arzu edilen bir şeyin elde edilmesi veya arzu edilmeyen bir şeyin def edilmesi için O’na duâ ve ilticâda bulunmak demektir.
İnsan ekseriyetle, “sonra yaparım” diye ertelediği hayırlara, o “sonra”larda da kolay kolay fırsat bulamaz.
Allâh’ı zikretmek, sırf “Allah” lâfzını tekrarlamaktan ibâret değildir. Zikir, ancak kalpte mekân bulduğu zaman niyet ve amellerin düzelip seviye kazanmasına vesîle olur.