Manevi sohbetlerin hayatımıza yaptığı 6 tesiri sizler için derledik.
Hazret-i Mevlânâ “Teni aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen, asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan, odur. Bedenine, yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü onu gereğinden fazla besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezîl olup gidiyor. Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdâlar sun da, gideceği yere güçlü, kuvvetli gitsin.” sözleriyle bizlere manevi gıdalanmamız gerektiğini söyler.
Muhammed İkbâl, Medîne’den dönen hacılara sorar: “Medîne-i Münevvere’yi ziyaret ettiniz; uhrevî Medîne çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz? Getirdiğiniz maddî hediyeler; takkeler, tesbihler, seccâdeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak. Medîne’nin solmayan, gönülleri ihyâ eden, mânevî hediyelerini getirdiniz mi? Hediyeleriniz içinde Hazret-i Ebû Bekr’in sıdk ve teslîmiyeti; Hazret-i Ömer’in adâleti; Hazret-i Osman’ın hayâ ve cömertliği; Hazret-i Ali’nin irfan ve cihâdı var mı? Bugün binbir ıztırap içinde kıvranan İslâm dünyasına gönlünüzden bir asr-ı saadet heyecanı verebilecek misiniz?..”
İnsanı hizmetlere koşturan ve hizmetin zevkle îfâ edilmesini sağlayan, gönüllerdeki aşk, şevk ve heyecandır. İçinde böyle bir heyecan taşımayan kimse, hizmetlerden mânen zevk alamayacaktır.
Hüdayi Sosyal Girişimcilik Akademisi (SGA) geleceğin hizmet lideri adaylarını bir taraftan manevi derslerle desteklerken diğer taraftan mesleki eğitim ve kişisel gelişim dersleri ile saha hizmetlerine hazırlamaya devam ediyor.
Abdullah Sert Bey, nefsimize karşı insanı besleyen manevi enerjiyi anlatıyor.
Hizmet, bir taraftan başkalarına fayda sağlarken, diğer taraftan da gayret ve ihlâsları nisbetinde hizmet edenlerin yücelmelerine vesîle olur. Hattâ hizmet edenlere isâbet eden fayda, hizmetinde bulundukları kişilerden daha fazla olur.
Hizmet, Cenâb-ı Hakk’ın biz kullarını mes’ûl kıldığı ictimâî bir kulluk vazifesidir. Mü’minin hayâtı, mahlûkâta hizmetle mânâ derinliği, bereket ve ulviyet kazanır. Fânî varlığını Allah yolunda hizmete adayan kişi, ölümsüz olan rûhunu ebediyyen âzâd etmiş olur.
Tasavvufî terbiyede en önemli vasıtalardan birinin “zikrullah” olduğunu daha önce ifade etmiştik. Allah dostları, zikrin kalpte dâimî bir idrak hâlinde yaşanabilmesi ve insanın âdeta zikrin içinde kaybolup asıl mezkûr olan Cenâb-ı Hak’ta fânî olması için, tarih boyunca muhtelif usûl ve metotlar belirlemişlerdir. İşte bu metodlardan biri de insan vücudunun muhtelif bölgelerinde bazı letâifler (rûhânî merkezler) belirlemek sûretiyle zikr-i küllîye erişme yoludur.
İstanbul’a gelen Mısır ulemâsı ile Osmanlı ulemâsı, Yavuz’un “halîfe” olmasını kararlaştırdıktan sonra halîfe 3. mütevekkil, Yavuz’un hilâfetini îlân etti. Hırkasını çıkararak Yavuz’a giydirdi. Bundan sonra Osmanlı pâdişahlarına, sultanlık ünvânı ile beraber “halîfe” sıfatı da verildi.