"Dünyadaki üç mikro heykeltıraştan biri" olarak tanınan Necati Korkmaz, Allah'ın 99 ismini, ceylan derisinden yaptığı 3 santimetrelik kitabın içine yerleştirdiği mercimek tanelerinin üzerine sığdırdı.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi'nin, Şebnem Dergisi'nin Aralık sayısında yayımlanan makalesini istifadelerinize sunuyoruz.
Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e inzâl edilmiştir. Pek çok yönüyle mûcizedir. Kısım kısım indikçe hemen yazıya geçirilmiş ve ezberlenmiştir.
Nasıl ki Güneş, ısı ve ışığından istifâde etmek isteyenlerden ricâ ve yalvarma beklemezse, firâset sahibi müʼminler de kendilerinden beklenenleri, söylenmesine gerek kalmadan yerine getirmelidirler…
Hayat rehberimiz Kur'an-ı Kerim'i 2,5 ay gibi kısa bir sürede ezberleyerek büyük bir başarıya imza atan Pakistanlı tıp öğrencisi Bushra Tbakhi, bu başarıyı nasıl yakaladığını formülleriyle birlikte sıralıyor. İşte Bushra Tbakhi'nin kaleminden kendisinin hafizelik hikayesi…
Hicri 1436 yılına geçilmesiyle birlikte İslam âleminin genelinde Muharrem ayı kutlamaları başladı. Müslümanlar yaptıkları etkinliklerle Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e (s.a.v.) savalatlar getirip Kur'an-ı Kerim okuyor, oruç tutarak bu faziletli ayı en güzel şekilde değerlendirmeye çalışıyor.
Kurʼân-ı Kerîm, bir ucu Allâhʼın kudret elinde, diğer ucu bizlere uzatılmış en sağlam iptir. Hakkʼa yakınlığın yolu ona sımsıkı sarılmaktır.
Kitap, yani Kur'an Hz. Peygamber'in sünnetiyle birlikte İslâm dininin ve onun dinî-hukukî (şer‘î) hükümlerinin aslî kaynağını teşkil eder. Fıkıh usulünde de İslâm hukukunun aslî ve tâli kaynakları incelenirken aslî delillerden ilk sırada kitap yer alır.
Tezkiye, bütün duyguların îman süzgecinden geçirilerek arındırılması, âdeta rafine edilip temiz ve hâlis hâle gelmesi safhasıdır.
Tefekkür, zikir ve murâkabe ile hakîkate ulaşabilmek için, elde edilen bilgilerin tatbiki lâzımdır. İlâhî hakîkatler ve Kur’ân âyetleri üzerinde düşünen bir insan, onların gereğiyle amel etmediği takdirde, tefekkürünü makbul seviyede gerçekleştirememiş demektir. Zira amel, bâtınî olan tefekkür ve tahassüsün zâhire in’ikâsı demektir.