İnsan, doğduğu günden vefâtına kadar, ilim, irfan ve terbiyeye muhtaçtır. Her insan, son nefesine kadar fânî hayat mektebinin bir öğrencisi mevkiindedir. Âhiret diploması verildiğinde yüzlerin gülmesi için yapılması gereken, bu hayatı Kur’ân ve Sünnet rehberliğinde yaşayabilmektir.
Mü’min, mükelleftir. Yani, mes’ûliyet hissi içerisinde hayat sürmek durumundadır.
Cenâb-ı Hak, kâmil insan modelini en mükemmel şekliyle Peygamber Efendimiz’in şahsında insanlığa sergilemiştir. Dolayısıyla en büyük rehberimiz, örneğimiz ve mürşidimiz; şüphesiz ki Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir.
Gönül insanı için Kur’ân-ı Kerîm, tefekkür dünyasının derinliklerine açılan ihtişamlı bir kapıdır. Bu sebeple Hak dostları da Kur’ân’ın her kelimesinden, hattâ her harfinden değişik sır tecellîlerine mazhar olmuşlardır. Onlar, bütün ilimler ve te’lif etmiş oldukları eserlerin, Kur’ân nûrundan bir tecellî olduğunu ifâde etmişlerdir.
Vakıf insanı, veren eldir. Alana teşekkür hissiyâtı içindedir. Çünkü onun sayesinde Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına erişmeyi gaye edinir.
Kul Rabbine yâd olur, eylemi berbâd olur. Kul Rabbiyle şâd olur eylemi irşâd olur.
İrşad hizmetinde güler yüz, tatlı söz ve zarâfet çok mühim bir yer işgal eder.
Müʼmin, evvelâ Kur’ân ve Sünnetʼten hak ve hakîkatin mâhiyetini öğrenmelidir.
Dünyadan ukbâya yolculuğumuzda en büyük rehberlerimiz; Kurʼân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyyeʼdir. Hayat yolculuğunu rızâ-yı ilâhî hedefinden sapmadan tamamlayabilmek için, Kurʼân ve Sünnetʼin tâlimatlarına titizlikle uymamız zarûrîdir.
Altınoluk Dergisi yazarlarından Prof. Dr. Süleyman Derin Kur'ân ve sünnet çizgisinde maneviyatın yapı taşlarını anlatıyor.