Kur'ân bize yeter mi? Bu soruya Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in aşağıdaki hadis-i şerifi ile cevap bulabilirsiniz...
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem, bir hadis-i şeriflerin ümmeti için en çok korktuğu şeyin küçük şirk olduğunu söylüyorlar. Sahabe efendilerimiz, küçük şirkin ne olduğunu sorduklarında ise Fahr-i Kâinat Efendimiz, onlara şu cevabı veriyor.
Çanakkale harbi nasıl bir îman gücüyle kazanıldı? Bu soruya cevap niteliğinde Çanakkale muhârebelerinde kumandanlık yapmış ve yaralanmış olan emekli bir subay, hâtırâtında şöyle anlatıyor:
Müslüman, rûhunu inkişâf ettirerek bütün mahlûkâta huzur tevzî eden, dünyanın her yerindeki din kardeşlerini kendisine zimmetli bilen, gönül insanıdır.
Araştırmacı-Yazar Fahri Sarrafoğlu, Sultan I. Ahmed'in Hz. Muhammed'in (sas) sandukası konması için Medine'ye gönderdiği, 1. Dünya Savaşı sırasında Fahrettin Paşa'nın İstanbul'a geri gönderdiği Kevkeb-i Dürri Elması'nın ilginç hikâyesini anlatıyor.
Cenâb-ı Hakk’a hakîkî mânâda kulluk yapabilmek ve bu sûretle mârifetullâha ulaşmak, zikrin kalpte kazandığı mevkî ve hissedilişindeki derinlik nisbetinde gerçekleşir. Bu sebeple Yüce Rabb'imiz şöyle buyurmuştur: “Rabb'ini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)
Hayattaki her nîmet gibi mahrûmiyetlerin de bir imtihan cilvesi olduğunu hatırımızdan çıkarmamalıyız. Şâyet Allah bir şeyi nasîb etmemişse bunu da gönül gözüyle okuyup; “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek her hâlükârda şükredebilmeliyiz.
İnsanların ayıplarını araştırmamak, hattâ tesâdüfen görülen ayıp ve kabahatleri dahî setretmek, yani örtmek, her mü’minin, beşerî münâsebetlerinde dikkat etmesi gereken mühim bir husustur.
Allah Teâlâ, insana eş ve çocuk sevgisini, tabiî bir meyil ve ihtiyaç olarak vermiştir. Ancak bunların büyük bir imtihan vesilesi olabileceği, bir “fitne”ye düşürebileceği unutulmamalıdır.
Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- buyurur: “Rıfk (yumuşak huyluluk)tan nasîbi olmayan kimse hayırdan mahrum kılınmıştır.” (Tirmizî, Birr, 67/2013) Af ve merhametin asıl sahibi Cenâb-ı Hak’tır. Mü’minler de gönüllerindeki Allah muhabbeti nisbetinde affedici ve merhametli olurlar.