En kısa manası ile tesettür örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmektir. Bir fıkıh terimi olarak erkek veya kadının şer'an örtülmesi gereken yerlerini örtmesi demektir. Günümüzün en mühim umûmî problemlerinden biri, tesettür hassâsiyetinin kaybolmasıdır. Tesettür, sadece başı örtmekten ibaret değildir. Fakat maalesef bugün pek çok müslüman hanımın, tesettürün rûhuna uymayan birtakım dar elbiseler, pantolonlar vs. giydikleri görülmektedir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) ümmetini, vuku bulacak fitnelerden şiddetle sakındırmış, fitneler karşısında nasıl tavır takınmaları gerektiğini bildirmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de, tarih boyunca fitne çıkaran bir kavim olan İsrailoğulları ile (Yahudilerle) alakalı değişik birçok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler genel itibari ile uyarıcı ayetlerdir.
Dostluk; sevenin sevilende kendi husûsiyetlerini görmesinden kaynaklanır. Gerçek dostlar arasındaki muhabbet, fizikteki birleşik kaplar misâli, his ve fikirlerde aynîleşmeyi sağlar. Zîrâ gerçek dostluk, iki gönül arasındaki cereyan hattı gibidir. Bu cereyanla yâni muhabbet akışı ile dostların her hâli birbirine sirâyet eder.
Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, katıldığı bir televizyon programında, aç kalmak ile oruç tutmak arasındaki farkı anlattı.
Dr. Murat Kaya, Uhud Cengi'nde Peygamber Efendimizin ümmeti için yaptığı duâ üzerine Allah Teâlâ'nın gerçek mü'minlere müjdesini anlatıyor...
Muallâ bin Fadl şöyle demiştir: “Selef-i sâlihîn, Cenâb-ı Hakk’a, altı ay kendilerini Ramazân’a ulaştırması için duâ ederlerdi. Geri kalan altı ayda da idrâk ettikleri Ramazân’ı kabûl buyurması için duâ ederlerdi.” (Kıvâmu’s-Sünne, et-Terğîb ve’t-Terhîb, II, 354)
O, İki Cihan Güneşi Efendimiz’den doksan hadis rivayet etti. Yaşlılık döneminde kendisine hadis sorulduğunda artık ihtiyarladığı için unutmaya başladığını ve hadis nakletmenin zorluğunu ileri sürerek rivayette bulunmadı. Zeyd’in naklettiği birçok hadis, Kütüb-i Sitte’de ve diğer hadis kitaplarında yer aldı. Bunlardan tekrarlarıyla birlikte seksen dördünü Ahmed b. Hanbel “Müsned”ine almıştır. (IV, 366-375)