İslam’da tebliğin önemi nedir ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl tebliğ yapmış, tebliğde nasıl bir üslup kullanmıştır? Tebliğde hangi nebevî ölçülere dikkat edilmelidir? Peygamberimizin (s.a.v.) şefkat ve hikmet dolu tebliğ metodu, günümüz Müslümanlarına ne anlatıyor?
Sohbet eden kişinin sözü, yumuşak ve gönül alıcı olmalıdır. Zira hiç kimse sert sözlerden ve kabalıktan hoşlanmaz. Gönüllere girebilmenin en güzel yolu, tatlı dil, yumuşaklık ve tevâzûdur.
Önceleri koyu karanlıklar içinde yaşayan Câhiliye toplumu, Efendimiz’in irşâdıyla “gerçek bilenler” hâline geldi. Geceler gündüze döndü. Kışlar bahar oldu. Tefekkür gelişti. İnsan vücûdunun bir damla sudan, kuşun ufak bir yumurtadan, ağacın ve meyvelerin yok denecek kadar küçük bir çekirdekten meydana gelişleri ve emsâlleri üzerinde derin tefekkürler başladı… Hayat, Allah rızâsına endekslendi. Merhamet, şefkat ve hakkı tevzîdeki derinlik zirveleşti.
Hazreti Âişe radıyallahu anha, Rasûlullah Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem mübarek hanımı, mü’minlerin annesi... Nikâhı Allah Teâlâ’nın emriyle gerçekleşen genç, zekî, âlime, edepli, iffetli ve sâliha bir hanımefendi... Hizmetiyle, ilmî kabiliyetiyle ve İslâm’ı tebliğdeki gayretiyle Efendimizin özel sevgisine mazhar bir mücâhide, en çok hadis rivayet eden annemizdir.
İslam’ın bizden istediği, iyi niyetini muhafaza eden, hüsn-i zan duyguları içinde olmayı başarabilen; dedikodu, gıybet, yalan, kıskançlık, tecessüs, riyâ, kibir gibi kalbî hastalıklardan uzak durmaya çalışan, ideal ve ahlaklı bir insan portresidir.
Onu dinlediğiniz zaman ‘bazıları İslâm’la buluşabilmek için ne bedeller ödemiş’ demekten kendinizi alamıyorsunuz. Aynı zamanda İslam’ın onu nasıl bir insan haline getirdiğini görüyorsunuz.Her haliyle örnek bir Müslüman olan, Abdurahman İslâm ile hidayete erme hikayesini konuştuk.
Büyük şahsiyetler gönül yapmaya geldiklerinden, insanlara hep gönül penceresinden bakmışlar, etraflarına dâimâ muhabbet ve şefkat tevzîinde bulunarak, nicelerinin hidâyetine vesîle olmuşlardır. Eğer onlar, bu güzel ve firâsetli davranışların aksine hareket etselerdi, neticede, arada uçurum bulunan insanlarla irtibat tamamen kopar ve nihâyet bu gibi kimselere Hakk’ı tebliğ etme imkânı kalmazdı.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Tebük’te sabahleyin bir hurma ağacına dayanarak hutbe îrâd eylediler. Allâh’a hamd ü senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdular:
İslâm’ı tebliğ mevkiinde bulunanların aynı şekilde “el-Emîn” ve “es-Sâdık” olmaları, şahsiyet ve karakterlerini tasdik ve tescil ettirmeleri, yani toplumdan âdeta bir hüsn-i hâl kağıdı alabilmeleri zarûrîdir.
Peygamber Efendimiz’in gönderdiği tebliğ mektupları Medine’den bütün cihanı kucaklamaya doğru İslam’ın ilk adımları olmuştur.