Cenâb-ı Hak; cennetine davet ettiği mü’minlerden hangi çirkin huyunu terk edip cennete gelmesini istiyor? Bir mümine yakışmayan hasletler nelerdir? Kul Rabbine nasıl yaklaşır? İşte cevapları...
İnfâk ibâdetinin îfâsı için gerekli olan yegâne gönül sermâyesi “cömertlik”tir. Cömertlik tohumunun atılmadığı gönül bahçelerinde infak meyvelerinin hâsıl olmasını beklemek beyhûdedir.
Kendilerini Allâhʼa adayan ashâb-ı kirâmın canları ve malları mukâbili Cennetʼi satın aldıkları ilâhî imtihan manzaraları… Cenâb-ı Hakkʼın zikriyle itmiʼnâna eren, huzur bulan kalpler… Dünya nîmetlerinin gözden düşüp Allah rızâsının zirveleştiği gönüller…
Kâmil bir mümin olabilmenin şartlarından biri de “servet bir emânettir” şuuruyla yaşayabilmektir. Bu itibarla servetin, infak ölçülerinin dışında kullanılması, emânete hıyânet sayılır.
Yoksul kişi nasıl cömertlik ve iyiliğe muhtaç ise, cömertlik ve iyilik de yoksul kişiye muhtaçtır. Güzeller, güzelliklerini seyretmek için nasıl tozsuz, passız, parlak bir ayna ararlarsa, cömertlik de yoksulları, zayıfları öylece aramaktadır. Yani zengin ve fakir birbirine muhtaç elmanın iki yarısı gibidir...
Zekât, verilmesi gerekenin asgarîsidir. Zekâtı vermek, artı bir fazîlet sergilemekten ziyade, bir borcun îfâsıdır. Çünkü zekât, mü’minin malında, fakirin hakkıdır. O hakkı ödemeyen, gasp etmiş olur. Bu sebepledir ki, en kötü hırsızlık; zenginlerin, zekât vermemek sûretiyle fakirlerin malını çalmasıdır.
Abdullah Sert Bey, Cimri ile cömertin misalini anlatıyor...
Düşünmeliyiz ki, bugün bizler, vahşet ve katliam diyarından gelen Sûriyeli kardeşlerimizin yerinde olabilirdik, onlar da bu cennet vatanda yaşıyor olabilirlerdi. Biz onların kapısına sığınmış olsaydık nasıl karşılanmayı bekler, gördüğümüz muâmeleye karşı ne düşünürdük?..
Dünyanın en cömert insanı kimdir?