Son nefes; buğusuz, berrak bir ayna gibidir. İnsan kendisini en doğru şekilde son nefesinde tanır. O anda güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün bir ömrü, kalp gözünün önünde sergilenir. O an, gözlere ve kulaklara hiçbir itiraz ve gaflet perdesi de inemez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdanı derin bir pişmanlık iklimine sokar. Bu sebeple insanoğlu için ölüm ânından daha ibretli bir manzara yoktur.
Milletler, târih sahnesinde hayâtiyetlerini kendi bünyelerine has “kültür” değerleriyle devâm ettirebilirler. Millî kültürümüzün âdeta temelini de din, dil ve tarih şuuru oluşturur.
Kur’ân-ı Kerîm’de 200 küsur yerde zikredilen "infak" malın ve canın Allâh’a adanışıdır. Yâni Rabb'imizin ihsân ettiği nîmetleri, yine O’nun uğrunda sarf etmektir. Buna göre Müslüman da hem malını hem de canını büyük bir rızâ ve teslîmiyetle Allâh’a adayan insandır.
Nefs; içimizdeki bütün kötü isteklerdir, süflî arzulara duyulan meyildir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran bütün şeytânî hisler, nefsten ibârettir. Dünya, yaratıldığı günden beri kulların kulluk değerinin tespit edildiği bir imtihan dershânesidir. Bu sebeple insanoğlu hem kötülüklerle donatılmıştır hem de iyiliklerle… Yine bu sebepledir ki nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye, yâni tasavvufî eğitim şarttır.
Mahlûkâta Hâlık’ın merhamet nazarıyla bakabilen kâmil mü’minler, günahkâr bir insana bile -ne kadar günaha batmış olursa olsun- özündeki mükemmelliğe îtibâr ederek, sırt çevirmezler. Onun hidâyetini ve tevbeye yönelmesini diler, ebedî hayâtını kurtaracak bir can simidi olmaya gayret ederler.
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 60 cami yıkıldı, 150'si hasar gördü.
stanbul, asırları aşan kültür ve medeniyet zenginliği itibariyle öyle zengindir ki günümüzde bile güzelliği gizli kalmış, markalaşamamış, nice hazineleri barındırır. İşte o hazinelerden birisi de Valide Atik Camii. Medeniyetin başkenti Üsküdar'ın incilerinden olan caminin imamı Abdullah Şenyiğit Hoca, Valide Atik Camii'ni islamveihsan.com'a anlattı.
Allah Rasûlü –sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i tanımanın ve O’na muhabbetin en büyük delîli, O’nun sünnetini güzelce tatbik edebilmektir. Kalplerde Muhabbet-i Muhammedî olmadan sünnete ittibâ, sûretâ ve zoraki bir ittibâdır ki, gönül feyzinden, rûhâniyet ve mânevî bereketten mahrumdur.
Tarih şahittir ki, kendi akıllarının dar hududunda hapsolmuş bulunan Firavun, Nemrut, Atillâ, İskender, Hülâgu ve emsalleri, yaptıklarıyla bütün insanlığın düşmanı olmuşlardır. Buna mukâbil, vahyin feyziyle yoğrulup “akl-ı selîm”e nâil olan, dostluk ve muhabbetin ilâhî menbaına erişen Mevlânâ ve emsâli Hak dostları ise, hayatları boyunca, hattâ vefatlarından sonra bile insanlığa huzur ve rahmet vesîlesi olmuşlardır. Ebediyyen de bütün insanlığın dostu olarak kalacaklardır.
Akıl, iki uçlu bir bıçak gibidir. Hayra da vasıta olabilir şerre de. Onunla cinâyet de işlenebilir, faydalı işler de...