Tasavvufta mânevî ilerlemenin asıl sermayesi muhabbet, onun tezâhürü ise âdâba riâyettir. Mürşid-i kâmillerle kalbî irtibâtın, yani râbıtanın asıl sermâyesi de muhabbettir. Fakat her hususta olduğu gibi, muhabbette de aşırıya kaçmak, insanı yanlış yollara sürükler.
Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde hamileliğin 5’inci ayında meme kanseri teşhisi konulan ve doktorların "Bebeğin kemoterapide düşecek" sözlerine rağmen bebeğini aldırmayıp, iki ay ilaç kullanmadan kanserle mücadele eden 34 yaşındaki Nurcan Yürek’in dileği gerçekleşti.
Yerde ve gökte ne varsa Cenâb-ı Hak insana emanet etti. Bütün mahlûkat, insana emanet. Hepsi Allâhʼın emaneti ve ilâhî mesʼûliyet… O hâlde kula düşen, Hâlıkʼın şefkat ve merhamet nazarıyla mahlûkâta bakabilmek…
Cenâb-ı Hak, namaz vesîlesiyle günde en az beş defa kuluyla mülâkat istiyor. Bu mülâkatı da mümkün olduğunca câmide ve cemaatle arzu ediyor. Cemaatle kılınan namaza çok büyük mükâfat vaad ediyor.
Bugün, ideal insan yetiştirme hizmetleri çok mühimdir. Zira en büyük hizmet; kalpleri fethetmek, ruhlara ve gönüllere îman aşısı yapabilmek, mânen boğulmak üzere olanlara cankurtaran simidi atabilmektir…
Âyet-i kerîmelerde “tezkiye” ile “Kitap ve hikmetin tâlimi”nin bir arada zikredilmesi de dikkat çekicidir. Bu aynı zamanda; tezkiye olmamış bir kalple, gerçek mânâda ilim tahsil edilemeyeceği, tahsil edildiği düşünülen ilmin ise, sahibine ebedî kurtuluş yolunda hiçbir fayda sağlamayacağının bir ifâdesidir.
Allah dostlarıyla olan bu kalbî beraberliğin yanında zâhirî beraberlik de olabilirse, bu, “nûr üstüne nûr” olur. Fakat tasavvufî terbiyede kuru kuruya bir zâhirî beraberlik makbul ve yeterli değildir. Zira kimileri, bir mürşid-i kâmilin dizi dibinde bulunurlar da, gafletleri sebebiyle hiçbir hisse alamazlar.
Râbıta, muhabbeti dâimâ canlı tutmaktan ibârettir. Esâsen kâinatta râbıtasız hiçbir insan yoktur. Herkes birileriyle mutlakâ kalben irtibat hâlindedir.